BEBEKLERİN YAŞAMIN İLK YILINDA BÜYÜME VE GELİŞME
By admin | Nisan 26, 2009
Büyüme ve gelişmeyi etkileyen faktörlerden sonra, şimdide normal koşullarda bir yaşına dek bir bebeğin büyüme ve gelişmesini şöyle özetleyebiliriz:
Zamanında doğan bir bebek 3-3,5 kg. ağırlığındadır. Doğumdan sonra ilk 3-4 gün bebek, doğum tartısının %6-10′unu, yani 180-300 gr.’ını kaybeder. Yaklaşık olarak yaşamın 10. gününde bebek doğum tartısına ulaşır. Bundan sonra bebeğin tartısı beslenmesiyle orantılı olarak düzenli olarak artar. Bu nedenle bebek belli aralıklarla tartılır ve boyu ölçülür.
Yaşamın ilk 6 ayında bebek, günde 20-30 gr., haftada 150-250 gr., ayda 600-900 gr. bir artış gösterir. Beşinci ayda bebek doğum tartısının iki katına ulaşır. İkinci 6 ayda büyüme yavaşlar, günlük tartı artışı 15-20 gr., haftada 100-150 gr., ayda 400-600 gr.’a düşer. Bir yaşındaki bir bebeğin tartısı, doğum tartısının 3 katına (9-10,5 kg.) ulaşır.
Zamanında doğmuş bebeğin boyu 48-52 cm’dir. İlk 3 ayda bebeğin boyu 10 cm. uzar, ikinci 3 ayda 7 cm , üçüncü 3 ayda 5 cm. dördüncü 3 ayda 3 cm. uzama gösterir. Bir yaşına gelmiş bir bebek doğum boyunun %50′si oranında bir uzama göstererek 75 cm.’ye ulaşır.
Normal bir bebeğin doğumdaki baş çevresi 34-35 cm.’dir. Bebeğin başı doğum öncesi ve sonrasında yaşamın ilk yılında hızla büyüyen kısımlarındandır. Baş çevresi 6. ayda 44 cm., bir yaşında ise 46-47 cm.’ye gelir. Normal bir yenidoğan bebeğin beyin gelişmesine izin verecek ön ve arka olmak üzere 2 bıngıldak (fontanel) vardır. Baklava biçiminde olan ön bıngıldak 6. ve 18. aylar arasında kapanır. Yaşamın ilk 6 ayından önce kapanma gösteren ön bıngıltakta, baş çevresi ölçümleri ile, çocuk hekiminin yorumunu almak yerinde olur.
Bazı hastalık hallerinden erken kapanma gösteren ön bıngıldağın 18 ayı aşan geç kapanma halleri de vardır. Baş çevresi ölçümleri bir mezür ile kafanın arkada en çıkıntılı yerinden geçmek suretiyle kaş üstünde, alında birleşerek ölçülür. Arka bıngıldak ise yaşamın 4. ayında kapanmış olur.
Yenidoğan bir bebeğin, göğsü fıçı şeklindedir. Ön-arka çapı, yatay çapına eşittir. İlk aydan itibaren bu durum kaybolur ve göğüs yassılaşır. Göğüs çevresi, meme başları üzerinden geçirilen bir mezürle ölçülür. Doğumda göğüs çevresi 33-34 cm.’dir ve baş çevresine denktir. Bir yaşından sonra göğüs gelişmesi baş gelişmesinin önüne geçer.
BEBEĞİN TARTI-BOY ÇİZELGESİ
TARİH YAŞ TARTI (Kg.) BOY (Cm.) DOĞUM
Bebekte karın çevresi göbek üstünden geçirilen bin mezür ile ölçülür. Doğunda 33-35 cm.’dir. İlk aylarda göğüs çevresine denk bir gelişme gösterir.
Bebekte süt dişleri 5. ve 9. aylar arasında çıkmaya başlar. Önce alt orta kesiciler, sonra üst orta kesiciler, daha sonra üst yan kesiciler, takiben de alt yan kesiciler çıkar. Bir yaşındaki bebeğin 6-8 dişi vardır. Diş sayısını hesaplamak için basit olarak şöyle bir formül verilebilir; bebeğin yaşı (ay) – 6 = diş sayısı. Bu formüle göre 18 aylık bir bebeğin diş sayısı 18-6 – 12′dir. Dişleme büyüme için mutlak bir kriter değildir. Doğumda bir bebek dişli doğacağı gibi, üst dişlerinin belirmesi 12-14 aya kadar gecikebilir. Bu nedenle büyüme, yaşdaşlar bir yana, aynı dönemleri geçirmiş kardeşlerle bile kıyaslanmamalıdır. Her bebeği ayrı ayrı değerlendirmelidir
Bu yaştan sonra diş sağlığını koruma önlemlerini almak gerekir. Diş çıkarma sürecinde (İlk 30 ayda), diş iğnesi, süt iğnesi namı altında yüksek doz D Vitamini iğneleri yaptırmak gereksiz son derece zararlıdır. Dişleme süresince ağız yolu ile günde bir kez 400-800 I.Ü’lik Vitamin D’li damla ve şurupları vermek yeterlidir. Aşırı şekerli besinler, cikletletler, çikulatalar, gazlı renkli içkiler dişlerin erken çürümesine neden olur. Üçüncü yaşından itibaren diş fırçalama eğitimine akşamları bir defa ile başlamak çok yarar sağlar. Süt dişi çürükleri (2-6. yaşlarda) mutlaka çocuk dişinden anlayan bir diş hekimi tarafından bakım ve tedaviye alınmalı çok zorunlu olmadıkça çekilmemelidir. Çocuğu diş hekimine götürmeden önce gerçekçi olarak neler yapılacağı anlatılmalı, asla acımayacağını söylememeli, acının enaza indirileceğine inandırılmalıdır.
SÜT DİŞLERİ
UST ALT
ORTA KESİCİLER 6-8 AYLAR 5-6 AYLAR
YAN KESİCİLER 8- 11 AYLAR 7 – 10 AYLAR
KÖPEK DİŞLERİ 16-20 AYLAR 16-20 , AYLAR
I AZILAR 10-16 AYLAR 10-16 AYLAR
II AZILAR 20-30 AYLAR 20-30 AYLAR
Bundan önce büyüme ve gelişmenin tanımları yapılmış, yaşamın ilk yılında büyüme ve gelişmeyi etkileyen nedenlerden sözetmiştik. Şimdi de gelişmeyi açıklamaya çalışalım. Büyüme ve gelişme doğum öncesi yaşamda yumurtanın döllenmesinden, adolesan çağın ötesine dek birbirine paralel olarak, bir uyum içinde devam eder. Bu nedenle büyüme ve gelişmeyi birbirinden ayrı iki olgu olarak kabul etmek doğru olmaz. Büyüme ve gelişme bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Burada yaşamın ilk yılında bebeğin, sinir, hareket, sindirim, solunum, dolaşım ve boşaltım sistemlerinin bir yaşına dek gelişmelerini özetleyeceğiz.
Yaşamın ilk yılında hareket sistemi, yaşa ve gelişmeye göre farklılıklar gösterir. Yaşamın ilk yılında sinir ve hareket sistemini aylara göre incelemek gerekirse;
1. ayda; kol ve bacaklar gövdeye doğru katlanmış durumdadır. Eller kapalı,
yumruk halindedir. Bebek kucağa alındığında, baş öne düşer, yüz aşağı, karın
üzerine yatırıldığında; çenesini yerden kaldırabilir. Uyarıldığı zaman ağlar.
Yenidoğan bebek gözü önündeki hareketsiz cisimlere bakabilir.
Genellikle bu evrede bebeklerin gözleri uzağa bakışlıdır: diğer bir deyimle
hipermetropiktir. Yaş ilerledikçe bu durum değişir. Bebek sesleri işitir. Yakalama, yön, emme, yutma, Moro; yani korku refleksi vardır. Sarsıntı ve ani darbelerle bebek önce kollarını açar, sonra göğsü üzerinde kavuşturur. Birinci ayın sonunda kol ve bacaklarda gövdeye doğru katlanma azalır. Bebeğin çevre ile ilgisi artar. Bebeklerin doğumda tat duyusu ve gözyaşı yapımı vardır. 1. ve 2. ayda gözyaşı yapımı tam olarak gelişir. Aksırma ve öksürme birer korunma önlemi olarak artarak doğumdan itibaren gelişir. Dokunma duyumu bebeklerin sadece yanak, dudak ve dillerinde vardır.
2. ayda; bebek gülücükler yapar, kendine özgü sesler çıkarır. Yüz aşağı, karın üzerine yatırıldığı zaman; göğsünü yerden kaldırabilir. Gözler hareket eden objeleri izleyebilir. Ellerini biraz daha yukarıya kaldırabilir.
3. ayda; bebek oturtulunca bir süre başını dengede tutabilir. Moro ve yakalam refleksi kaybolmuştur. Meme alırken ağzını açar. Eller yeni doğduğu zamandaki gibi yumruk halinde değildir; açılmıştır. Oyuncakları bir süre tutabilir. Sesleri dinler, taklide çalışır.
4. ayda; bebek yüksek sesle güler. Baş kontrolü tamdır. Oyuncaklara uzanabilir. Ellerini ağzına götürebilir, ayakta tutulunca basmak için çaba gösterir. Elleri ile oynarken onları uzun uzun inceler.
5. ayda; bebek sırtüstü yatırıldığı zaman, karın üzerine dönebilir ve ses e
Bebek objeleri görür, fakat ne gördüğünü algılayamaz. geldiği yöne başını çevirir.
6. ayda; bebek artık desteksiz oturabilir. Elleri üzerinde öne doğru eğilebilir. Parmaklarını kullanarak küçük cisimleri tutabilir. Elindeki kaşığını masaya vurabilir. Sırtüstü yatırıldığında ayaklarını ağzına sokar. Çevresindeki obje ya da oyuncaklara ulaşmak için çaba harcar. Yabancıları tanır.
BEBEĞİN İLK 18 AYLIK SÜREDEKİ GELİŞİMİ
YAŞ
(AY) DİĞER BULUMLAR
IŞIK TAKİP ETME
ANNEYİ TANIMA
GÜLME
BAŞ TUTMA l
DÖNME
OTURMA
DİŞ ÇIKARMA
EMEKLEME
AYAĞA KALKMA
İLK ADIM (TAY-TAY)
YÜRÜME
KONUŞMA
İLK KELİMELER
İLK CÜMLE
8. ayda; oturmada tamamen denge sağlanmıştır. Elindeki oyuncaklarını bireden, diğerine geçirebilir. Yere düşürdüğü oyuncağını izler, ayna ile oynamak ilgisini çeker. Küçük cisimleri baş ve işaret parmağını kullanarak ayırabilir.
10. ayda; ellerinden tutulunca ayağa kalkar, emekler, işaret parmağı ile eşya ve kişileri gösterebilir. Biberonunu yardımsız olarak tutar, ağzına götürür. Adı söylenince başını o yöne döndürür. Etraf ve eşyaya tutanarak, adım atma ve yürüme denemelerine girişir. Bu ayda yine yardımla adım atar ve yürür, ayakta yalnız başına (tay-tay) durur, bir kaç adım atabilir. İstenen oyuncağı verebilir. Bardaktan su içebilir. Bir-iki kelime söyleyebilir (Şekil 8,9)
Hareket ve sinir sisteminin yaşamın ilk yılındaki bu gelişimine paralel olarak organ ve sistemlerinde de gelişmeler olur. Bunlarda şöyle özetlenebilir. Burada sindirim, solunu, dolaşım, boşaltım sistemlerinin doğumdan sonraki gelişmeleri özetlenecektir.
Yaşamın ilk yılında, ilk aylarda, prematüre bebeklerde geçici yağ sindirimi hariç, proteinler, şekerler, nişastalar ve yağların sindiriminde hiçbir eksiklik görülmez.
Zamanında doğmuş bebeklerde yağların sindirimi ve emilimi, ilk aylardan sonra hemen hemen istenen düzeye ulaşır. Uzun yıllardan beri bilinen bir gerçek bebeğin sindirim olayının en önemli ve belirgin göstergesi kakasıdır. Bu nedenle büyüklerimiz “bebeğin kakası, midesinin aynasıdır” demişlerdir. Bu nedenle yaşamın ilk gününden itibaren beslenme tipine göre bebek kakasının gösterdiği değişiklikleri kısaca özetlemekte yarar vardır.
Doğumun ilk günlerinde bebeğin kakası katran gibi siyah ve yapışkandır. Yaşamın 3. gününden itibaren kaka petrol yeşilinden itibaren açılarak değişir ve 6. gününden altın sarısı rengini alır. Annesütü ile beslenen bebeklerde yaşamın ilk 3. ve 4. ayında kakaya çıkma sayısı 3-4′tür. Yapay beslenen bebeklerde bu sayı 1-2′dir. Bir yaşındaki bebekte kaka sayısı Ve düşer.
Aslında her bebeğin kendi bünyesel yapı, beslenme tipine göre kaka sayısının değişik göstereceği dikkate alınırsa, bebekleri kaka sayısına göre hemen “kabız” ve “ishal” olarak nitelemek doğru olmaz.
Proteince zengin bir diyetle beslenen bebeklerin kakası, sarımsı, kahverengi ve bazen de yeşilimsi siyah renktedir. Hatta kaka sümüksü kısımlar içerebilir.
Yağca zengin bir diyetle beslenen bebeklerin kakalarıda, yağ asitleri barsakta kalsiyum ve magnezyum tuzları ile birleştiğinden, sabunlaşma (köpürme) görülür. Bu nedenle kaka beyazımsı gri, parlak, yapışkan, ekşimsi kokuludur.
Şekerli ve nişastalı bir diyet alan bebeklerin kakaları ise, yumuşak, açık kahverenginde, asit reaksiyonda, köpüklü sirke asiti kokusundadır.
Şunu açıkça vurgulamalıyız ki, açık bezelye yeşiline dönen kaka bir tehlike belirtisi, ishal başlangıcı olarak alınmamalıdır. Kaka içindeki safra boyalarının hava ile teması, beklemiş her normal bebek kakasını bir süre sonra yeşile döndürür.
Ancak ishal hallerinde kakanın yeşil ve çok sulu olduğu da bir gerçektir.
Yaşamın ilk yılında mide yatay durumda olduğundan; bebeklerde kusmalar sıklıkla görülür. Bu nedenle bebeğin emzirdikten bir süre sonra, sağ yanına yatırılması emniyetli olur ve kusmalar daha az görülür. Emzirmeden hemen sonra sırtüstü yatırılan bir bebekte kusma halinde, kusmuğun solunum yollarına gitme tehlikesi vardır.
Solunum sistemine gelince; bebeğin göğüs çevresi doğumda baş çevresinden 1-2 cm. daha azdır. Göğüs kafesinin ön-arka ve yatay çapları birbirine eşit olduğundan; göğüs kafesi silindir biçimindedir. Bir yaşında göğüs çevresi, baş çevresini geçer. Doğumda solunum sayısı fazladır, dakikada 401ır. Bu sayı 6. ayda 30′a, 1. yaşın sonunda da 28′e düşer.
Yenidoğan bebekte, kalp atımı doğumda dakikada 140,6 ayda 110, 1 yaşında 100′e düşer. Çekilen röntgen filmlerinde 1 yaşına kadar kalp gölgesi, akciğer alanının %55′ini, 1 yaşından sonra da %50′sini geçmez.
Boşaltım ve üreme organlarına gelince; husyeler, yani; testisler genellikle torbalara inmiştir. Bazen yaşamın 2. ve 3. ayında testislerin torbalara inişi tamamlanır. Yaşamın ilk günlerinde bebeklerin böbreklerinin süzme kapasitesi erginlerin %30-50′si kapasitesindedir. Böbreklerin büyüme ve gelişmesi yaşamın ilk yılında hızla artar, 1. ve 2. yaşta erginlerin durumuna ulaşır. Bu nedenle süzme kapasitesi sınırlı olan ilk yaştaki bebeklere, su, tuz ve antibiyotikti ilaçlar verilirken çok dikkatli olmak gerekir.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | 1 Comment »
PREMATÜRE BEBEK
By admin | Nisan 26, 2009
İnsan yavrusunun 28 günlük, 10 ayda, diğer bir değişle 280 gün ya da 40 haftalık bir hamilelik süresinden sonra 3-3,5 kg.’lık bir tartı ile dünyaya gelen bebeğe miyadmda, olgun (MATÜR) bebek, 40 haftadan sonra 4,5 kg.’ın üstünde doğan bebeklere gecikmiş (POSMATÜR) bebek, 37 haftanın altında doğan ve tartıları 2.5 kg.’dan az olan bebeklere de erkendoğan (PREMATÜRE) bebek adı verilir.
Hamilelik süresi 37 haftanın altında doğan bebeklerin raslantısı, sosyo¬ekonomik olanaklarla bağlantılı olarak ülkeden ülkeye, şehirden şehire değişmeler gösterdiği gibi, kırsal ve kentsel yerleşim bölgelerinde de büyük farklılıklar gösterir.
Prematüre doğumları etkileyen nedenler nelerdir?
Gelir düzeni düşük olan gruruplarda prematüre bebek oranı %15-17 iken, gelir düzeyi yüksek guruplarda %5-7 oranındadır. Prematüre bebek doğurma kapsamında, anne-babanın eğitim düzeyi, sık doğumlar, annenin yaşı (16 yaşın altı, 35 yaşın üstü), annenin beslenmesi, annenin sağlık hizmetlerinden yararlanma şansı, ana sağlığını etkileyen faktörler (kalp, böbrek, yüksek tansiyon, aşırı şişmanlık gibi) sayılabilir.
Prematüre bebeğin özellikleri nelerdir?
Yenidoğan prematüre bebek, tartısı ile orantılı olarak, deri altı yağ dokusu ve kas kütlesi olarak eksik doğar. Gövdeye oranla baş büyük, bıngıldaklar geniştir.. Göğüs duvarı ince, karın şiş, üreme organları olgunlaşmamış, testisler inmemiş, ve torbalar gelişmemiştir. El ayaları, tabanlardaki deri düzdür, zamanında doğan bebeklerdeki aya ve taban çizgi-kıvrımları oluşmamıştır. Solunum, dolaşım, boşaltım ve sindirim sistemleriyle beden ısısı düzenlenmesinde yetersizlikler vardır.
Prematüre bebekleri yaşama şansı nedir?
Yapay olarak anne rahminin o muhteşem ortamı tam anlamı ile tüm teknolojik gelişmelere değin henüz yararlanmadığından, hamilelik süresi ve doğum tartılarına bağlı olarak prematüre bebek her an risk altındadır. Prematüre bebeklerin solunum, dolaşım, boşaltım ve beden ısısındaki yetersizlikleri yapay yaklaşımla anne rahmi koşullarına yaklaştığı oranda ancak prematüre bebek yoğun bakım üniteleride çok iyi özel yetişmiş personelle çok pahalı bir bakımla 1000-1500 g, arasındaki bebekler özürsüz olarak ancak %70′i yaşatılabilmektedir.
Ülkemizde bu tür bebeklerin yaşama kazandırılması, Sağlık Bakanlığı Eğitim Hastaneleri ile Üniversite Hastanelerimizin prematüre bebek yoğun bakım ünitelerinde gerçekleştirilmektedir. Bir yandan böyle pahalı ve görkemli merkezlerin sayısını arttırırken, diğer yandan da prematüre bebeklerin gezegenimize getirmeme önlemlerini, hamile anneleri ve anne-baba adaylarını eğitmeyi, ailede sık ve çok çocuk doğurmamayı, özellikle kırsal alandaki fertlerimizin sosyo-ekonomik durumun kalkındırmayı, ülke boyutunda planlamayı amaçlamak uzun vadede kaçılmaz ve daha ekonomik bir yöntem olduğunu dikkatten uzak tutmamak gerektir.
Eksik doğan bebekler prematüre-yoğunbakım ünitelerinde kuvöz (inkübatör) adı verilen ısısı, nemi, oksijen yoğunluğu belli standartlara ayarlı araçlarla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bütün olanaklar sağlandığı hallerde bile 1000 g. altındaki bebeklerin yaşatılabilmesi her zaman olağan değildir.
Prematüre bebekleri ev koşullarında yaşatabilmek olası mıdır?
Kırsal alanda erken doğan böyle bebeklerin, doğar doğmaz en yakın pre¬matüre yoğun bakım ünitelerine ulaştırmak en geçerli oldur. Ancak 1500-2500 g. arasındaki prematüre bebeklere ev koşullarında büyütebilmek ender hallerde müm¬kündür. Böyle bebeklerin öncelikle ısı kaybını önlemek giyim içi ısısını 32-33 C ‘ta tutmak ve enne sütünü sağarak çok dikkatle bir süre bebeği yormadan beslemek koşulu ile bir mucize gerçekleşebilir. Yine de ilk günlerde solunum düzensizliği, nefes tutma, morarmalar ve gelişecek sarılık hallerinde prematüre bebeklere hizmet verebilecek merkezlere ulaştırmak gerekecektir.
-14-
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı, Sağlık Haberleri | No Comments »
BEBEK VE ÇOCUKLARDA BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
By admin | Nisan 26, 2009
Süt çocukluğu çağı ise, 1-24 ay arasıdır. Bu çağda vücut büyümesi öndedir. Doku değişimi daha yavaş gider. Bu evrede sinir sistemi büyük olgunlaşma gösterir. Doğum öncesi ve doğum sonu yaşamda büyüme ve gelişmede birçok faktörler rol oynar.
Bunlardan ilki kalıtsal etkenlerdir. Anne ve babadan geçen genler, bebeğin büyümesi ve sağlıklı olmasını belirleyen etkenlerdir. Kısa boylu ailenin çocukları kısa boylu, uzun boylu ailenin çocukları uzun boylu, sarışın olanların bebekleri ise açık renkli olmaya meyillidir. Irk ve ailelere özgü farklar kalıtsal ve genetik yapı ile ilgilidir. Genlere bağlı özellikler çeşitli hastalıkların nedeni olarak rol oynar. Bir bebeğin dış görünümünün normal olması için kromozom yapısının normal olması şarttır. Kromozomlarda meydana gelen artma, eksilme, kırılma, birinden ayrılıp diğerine bağlanma, bazı hastalıkların oluşmasına yol açar.
Büyümeyi etkileyen ikinci etken hormonal faktörlerdir. Hormonlar, bünyede birçok salgı bezlerinden (tiroit, hipofiz vb.) bir kanal sistemi olmadan doğrudan doğruya dolaşım sistemine verilen ürünlerdir. Hormonlar belirli bir hücre grubu tarafından, doğrudan doğruya kana salgılanan çıkış yerinden uzaktaki bölgelerde etkili olan biyokimyasal maddelerdir. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormonlar, kafatası içinde, temel kemiği üzerine oturmuş, hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonu ve boynun ön yüzünde bulunan kalkan (tiroit) bezinden salgılanan tiroit hormonu (tiroksin)dir. Büyüme hormonu boy büyümesini, tiroit hormonu büyüme, gelişme ve olgunlaşmayı sağlar. Ergenlik çağında böbreküstü bezlerinden salgılanan hormonlar daha ön plana geçer.
Çocuklarda doğum öncesi nedenler de büyüme ve gelişmeyi büyük ölçüde etkiler. Bunlar oldukça çok ve karışıktır. Doğum öncesi yaşamda özellikle yaşamın ilk 12 haftasında organ taslaklarının gelişmesi sürecinde embriyoyu etkileyebilecek bir dizi etken, büyüme ve gelişmeyi etkilemekle kalmaz, bazen çözümü mümkün olmayan doğum sonrasında, kalıcı hastalıklara ya da doğumsal anormalliklere yol açar. Bu çağda anne kullandığı ilaçlara da çok dikkat etmelidir. İlaçların alınmasına bağlı olarak hamileliğin ilk üç ayında anormallikler meydana gelmektedir.
Hamilelikte anneye verilen ilaçların büyük bir çoğunluğu plazenta yoluyla, az bir kısmı da direkt olarak bebek etrafında bulunan amniotik sıvıdan geçerler. Plazenta yoluyla geçiş, ilaçların yapılarına, yağda veya suda erimelerine, proteinlere bağlı olup olmamalarıyla ilişkilidir. Örneğin “Heparin” adı verilen kan pıhtılaşmasına engel olan ilacın yapısı (molekül ağırlığı 1000′den yukarı olduğundan) büyük olduğu için plazenta, yavruya geçişe izin vermediği halde, “Tiroksin” dediğimiz kalkan bezinin gelişme hormonunun yapısı (moleküller ağırlığı 1000′den küçük olduğu için) küçük olduğundan plazentadan bebeğe rahatlıkla geçmektedir.
Barbituratlar, trankilizanlar, narkotik ve lokal uyuşturucular (genellikle, uyku ilaçları, yatıştırıcı ve teskin edici ilaçlar, genel ve yerel uyuşturucular) kolaylıkla ve büyük oranda yağda eridiklerinden hamile anneye verildiklerinde süratle plazentadan geçerek bebeği etkilerler.
Hamilelere damar yolu ile verilen bir çok antibiyotikler 30-60 dakika içinde anne rahmindeki bebek dolaşımına ulaşırlar. Hamile annelerin bazı hastalıklarında, su kesesinin erken patlaması ve doğumun gecikme hallerinde anneye verilen ilaçlarla bebeklerin doğumdan önce anne rahminde hastalanması önlenebilir.
Hamilelikte, emzikli anne, lohusalık süresince zorunlu bir nedeni yoksa, hekimlerine danışmadan hiç bir ilaç (aspirin, hatta vitaminler dahil) almamalıdır.
Gebe annenin beslenmesinin iyi olmaması da gelişen yavruyu etkiler, bebeğin düşük doğum tartılı olarak doğmasına, düşük doğumlara, prematüreliğe ya da doğum sonrası yenidoğan evresinde sık hastalanmaya sebep olur.
Anne rahminde bebeğin büyüyüp gelişmesi, hamile annenin aldığı düzenli ve dengeli besinlere bağlıdır. Hamile anne yeterli beslenmediği zaman kendi yedek besin depolarını harcamak zorunda kalır. Bu hal bebeği de yansıyarak dirençsiz, düşük doğum tartılı doğumlara yol açar.
Anne hamile kaldığını anladıktan sonra derhal en yakın Ana ve Çocuk Sağlığı Merkezine başvurarak, hamilelik süresince ortalama tartısı ayda 1 kg. artacak bir beslenme düzenlenmesini istemelidir.
Gebelikte günlük beslenmeye; Bir yumurta, veya ona eşdeğer miktarda et, balık, tavuk, karaciğer dalak eklenmelidir. Bunları alamıyorsa, kemik suyuna mercimek çorbaları, nohutlu yiyeceklere yer vermeli, günde bir bardak süt veya 200 gr. yoğurt, bol meyve ve sebze yemelidir. Sabah kahvaltılarında peynir ve kan yapıcı pekmez yer almalıdır.
Özellikle sık doğum yapan annelerin kansızlıkları, anne karnında kanın rengini veren hemoglobin maddesinin oluşması için gerekli demir depolarının yetersizliğine yol açar ve bebekte demir yetersizliği kansızlığı (Demir yetersizliği anemisi) meydana gelir.
Karadeniz bölgemizin denizden uzak iç bölümlerindeki hamile annelerimizde olduğu gibi, iyot eksikliği varsa; bebek guatrlı doğar.
Gebelik süresinde, hamile annenin, düşme, çarpma gibi kazalardan etkilenmesi bazen kanama, düşük veya bebeğin anne rahminde iyi beslenmemesine neden olur.
Bebekle anne arasında her türlü ilişkiyi sağlayan plazenta (çocuk eşi) dediğimiz organın doğum öncesi yaşamda büyük yeri vardır. Plazentanın en önemli görevi embriyo ve fetusu beslemektir. Bu nedenle plazentada meydana gelecek bozukluklar ve hastalıklar doğum önceki yaşamda canlıyı etkileyerek düşük doğum ağırlıklı doğumlara, prematüreliğe, düşüklere, ölüdoğumlara yol açar.
Büyüme ve gelişmeyi etkileyen faktörler arasında doğum sonrası etkenlerde önemli bir yer tutar. Bu dönemde ilk 2 yıla kadar büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Beslenmesi iyi olmayan, yeterince proteinli besinleri ve kaloriyi almayan bir bebekte, büyüme geri kalır. Yetersiz beslenen bebek aldığı besinle ancak hayatsal görevleri yerine getirir ve bir süre sonra beslenme bozukluklarının belirtileri ortaya çıkar. Beslenme bozuklukları bebek bünyesinin direncini kırarak bünyede sık tekrarlayan ishaller, zatürreler, orta kulak ve idrar
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
ÇOCUK YAŞLARINDA YAŞAM EVRELERİ
By admin | Nisan 26, 2009
Çocuk bünyesini erişkinden ayıran en belirgin özellik, ergin hale; 21 yaşına dek, büyüme.ve gelişme süreci içinde olmasıdır. Büyüme ve gelişme hamileliğin başlangıcından, diğer bir deyimle yumurtanın döllenmesinden, ergin hale geçinceye kadar sürekli ve dengeli olarak devam eder. Çeşitli nedenlere bağlı olarak duraklamalar gösteren büyüme gelişme çocuk çağında önemli bir yer tutar.
Büyüme denince; hücre, organ ve sistemlerin kütlece artması anlaşılır. Gelişme ise; büyümeye paralel olarak organ ve sistemlerin görevsel olarak belli Bir olgunluğa ulaşmasıdır. Bir bebek, ya da süt çocuğunun büyümesini boy, tartı, baş, göğüs ve karın ölçüt değerlerini, aynı yaşam sürelerine ulaşmış normal yaşıtlarının çizelgesinin karşılaştırılması ile takip etmekteyiz. Büyüme ve gelişme genellikle birbirine paralel gider. Yaşamın ilk yılında büyümesi etkilenmiş çocuklarda motor yeteneklerle birlikte, bilinçte de gerileme görülür.
Büyüme ve gelişme çocuk yaşlarında her çağda kendine özgü özellikler içerir. Yaşam; doğum öncesi evre ve doğum sonrası evre olarak ikiye ayrılarak incelenir. Doğum öncesi yaşam ise;
a) Embriyonal yaşam; yumurtanın döllenmesinden organ taslaklarının oluşmasına kadar süreyi kapsar. Bu süre yaklaşık olarak 12-16 haftadır.
b) Fetal yaşam; rahim içi yaşamın 16. haftası ile doğuma kadar geçen süreyi kapsar. Rahim içi, doğum öncesi yaşam diğer bir deyimle hamilelik süresi, 38-42 haftalık bir süredir.
Doğum sonu yaşam da;
a) Erken yenidoğan evresi; Doğumdan sonra ilk yedi gün,
b) Yenidoğan evresi; Doğumdan sonraki yaşamın ilk 28 günü,
c) Süt çocukluğu çağı; İlk 2 yıl,
d) Okul öncesi-Oyun çağı; Yaşamın 2-6 yaşlarını,
e) Okul çağı; Yaşamın 6-12 yaşlarını,
f) Buluğ çağı (Adolesan çağ); Kız ve erkek çocuklarda farklı olmak koşulu ile 12-18 yaş,
g) Adolesan ötesi-Ergin çağ; 18-21 yaş gibi kendine has evrelere ayrılır.
Zamanında doğan bir bebekte hamilelik süresi; doğum öncesi yaşam ortalama 40 haftadır. Bunun ilk iki haftasında yumurta döllenmiş, annenin rahim duvarına yerleşmiş, annenin kanından beslenmeye, büyümeye, bölünmeye başlamıştır.
Hamileliğin ilk iki-oniki haftasındaki evreye embriyonal evre, oluşan canlıya da “embriyo” adı verilir. Bu evre organ taslaklarının büyüyerek geliştiği devredir. Bu nedenle bu evreye Organogenezis” adı verilir.
Embiryonai yaşamda iki sekiz haftada büyüme ve gelişme
10-12. haftadan sonra artık organlarımızın taslakları oluşmuştur ve gelişen canlı “Fetus” adını alır. Doğuma kadar devam eden evreye “Fetal yaşam” adı verilir. Bu çağın en belirgin özelliği canlının büyümesi, kütlenin artması ve anne karnında madde depolanmasıdır.
28. haftadan önce insan yavrusu rahim dışında yaşayamaz. 28-32. haftalarda doğan fetus prematürelik belirtileri gösterir. Bu bebeklerin tartısı genellikle 2500 g.’ın altındadır.
Doğum sonu yaşamın ilk 4 haftası yenidoğan çağı olarak adlandırılır. Bu çağ dış ortama uyum çağıdır. Bu evrede bebek artık annesi ile ortak yaşam bağını bırakmış, solunum, sindirim, dolaşım, kendi beden ısısını devam ettirme gibi, kendi hayatsal görevlerini üstlenmiştir. Bu uyum denemesinde en zor evre iki haftadır.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Hallux Valgus Ayak Çıkıntısı
By admin | Nisan 25, 2009
Ayak bölüm olarak 3 kısımdan oluşur ve bunlar topuklar, orta kısım ile parmaklardır. Ayak parmakları ise baş parmak ve dengeyi sağlamak için sonraki adımları atmaya yardımcı olurlar ve parmaklarda on dört kemik vücutta bulunan en minik kemiklerdir.Bunlar küçük kemikler olduğundan dolayı da bazı sorunlar sonradan fark edilirler.
HALLUX VALGUS
Hallux Valgus nedir? Baş parmağın yönünü değiştirerek ikinci parmağa doğru çıkıntı oluşmasından meydana gelir.
Bir ayakta baş parmak ile bitişik olan uzun kemik düz çizgi meydana getirir. Bu uzun kemkler diğer ayaklara doğru yönelirse eğer baş parmakda ikinci parmağa doğru gider. Ayakta çıkıntı durumu ayakkabılarının sürtünmesi sonucunda bursit ve enflamasyon meydana gelir ve acı hissi oluşturur.
Hallux bazılarında büyüktür ancak acı olmaz.Bazılarda küçük olur ve acısı büyüktür. Baş parmakdan dolayı meydana gelen basınç ikinci parmakda deformelere sebebiyet verebilir. Baş parmakda ikinci parmakların üzerine biner ve ikinci parmakda üçüncü parmak üzerine sıkıştırma meydana getirebilir.
Bu sorun daha çok kadınlarda meydana gelir. Ayakkabı seçimlerinden dolayı olabilir. Tedavisi olarak ise egzersiz verilir yada orta tabanlık verilebilir.
Topics: Sağlık Bilgileri | No Comments »
Zihninizi arındırın
By admin | Nisan 25, 2009
Stresiniz yüzünüze mi kazınmış? Gözleriniz, uykusuzluktan kan çanağına mı dönmüş? Zihninize enfes bir dinlendirici banyo yaptırmayı deneyin ve birkaç dakikada daha çekici görünün.
Zihin duruluğu cinsel cazibe mi demek? Elbet, bu kurama şüpheyle yaklaşabilirsiniz. Ûzellıkle de. çoğu erkek, zihni ne kadar kirliyse? kadının da o kadar baş döndürücü MAuğuna inanma öçjiLiminde? olduğu için …
Ama bunu bir anlığına kenara bırakalım. Bunun yerine, sıradan bir kadının sıradan bir gönünü gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Sabahın köründe uyanır, dolaptan giyecek temiz bir şeyler bulmaya çalışır, bir kahve içmek, şanslıysa bir dilim kızarmış ekmek yemek için mutfağa koşturur ve stresli bir yolculuktan sonra işinin yolunu tutar. İjyerinde, yaygaracı müşterilerin ve dik kafalı iş arkadaşlarının arasında yorucu bir gün geçirir. Ya da, evinde, yeni yürümeye başlamış bir çocuğun bitmez tükenmez talepleriyle baş başa kalır. Buna çamaşırı, banyoyu, ev işlerini, ödenecek faturaları, aranacak
..’.baları, okula götürülecek çocukları ya da yürüyüşe çıkarılacak köpekleri de ekleyin. Yapılacak o kadar çok iş vardır ki, market alışverişleri yangından mal kaçırır gibi yapılır, aile yemekleri hızla geçiştirilir hale gelmiştir. Güzellik rejimleri yerini hızla duşa girip çkmaya bırakmış, evlilik hayatı ise, “Tanrım, o kadar bitkinim ki, git kendine bir sevgili bul” noktasına gelmiştir.
İster komik bir film kiralayarak, ister en eğlenceli arkadaşlarınızı evinize davet ederek yapın, ama doya doya gülmeye düzenli zaman ayırın. Gülmek, dopamin üretimini tetikler . Dopamin, beyinde kokain gibi maddelerin uyardığı bölümü uyararak, olağanüstü bir zindelik hissi verir.
Tanıdık mı geldi? Gevşemeye düzenli zaman ayırmanın görünüşünüze büyük katkısı olabilir, çünkü doğruyu söylemek gerekirse, kaygı ve keder, eninde sonunda, görünüşünüzden bir şeyler alıp götürecektir. Omzunuzda çok fazla yükünüz olduğunda, hem gergin bir yüz ifadesi takınma eğilimi gösterir, hem de, sigara içmek, içki içmek, abur cubur yemek gibi kötü alışkanlıklar edinirsiniz ki, bunların hepsi de, vücudunuza kilolar, yüzünüze kırışıklar ekleyebilir. Aşın yük altında ya da kaygılı olduğunuz zaman iyi uyuyamadığınızı, kendinizle ilgilenmeye, güzelliğinize özen göstermeye zaman bulamadığınız] da buna eklerseniz, her an göz kamaştırıcı bir durumda olmayışınıza şaşmamak gerek.
Uzun süreli stres, yüzünüzü üç yıla kadar yaşlandırabildiği gibi, genç ve sağlıklı görünmeyi sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğunuz, vücudunuzun doğal büyüme hormonu DHEA’yı da baskılayabilir. Stres, bağışıklık sisteminizde yıkıntı yaratarak, sizi her türlü can sıkıcı enfeksiyona açık hale getirir. Ayrıca, derinizin incelmesine yol açabilir ki, bu da yüzünüzün daha çabuk kırışması anlamına gelir.
Peki çözüm? Sözünü ettiğimiz zihinsel banyonun zamanıdır. Yoga nefes çalışmaları ya da meditasyon gibi derin gevşeme
teknikleri, her gün uygulandığında, hormonlarınızı dengelemeye, cildinizi iyileştirmeye ve enerji düzeyinizi yükseltmeye yarayabilir. Şu fikirleri deneyin:
Akşamlan bir aromaterapi banyosu yapmaya çalışın. Bergamot, adaçayı ve mür, yatıştırıcı özelliklere sahip bitkilerdir.
Cildinize yarayacak bir meditasyon için her gün on dakika ayırın. Gözlerinizi kapayın, soluk alıp verişinizi yavaşlatın ve “barış” ya da “huzur” gibi bir kelimeyi kendi kemlinize tekrarlayın.
Hareket etmek, zihinsel unu çöküntüyü yenmenin ve daha Eneyin
iyi görünmenin harika bir yoludur. Daha fazla hareket etmenin kolay yolları için,
Yürümek neden mucizeler yaratır başlıklı 15. Fikre bakın. Bedeninizin her kasını mükemmel bir şekilde esneten şu beş dakikalık yoga hareketini
deneyin. Dizlerinizi bitiştirin, ayaklarınızı poponuzun altına koyup üzerine oturun. Ellerinizi ayaklarınızın üzerine koyun, dirsekleriniz yere dayanıncaya kadar vücudunuzu arkaya doğru verin. Kendinizi
rahat hissettiğinizde, tamamen arkaya uzanın kollarınızı başınızın üstünden aşırın ve önünüzde kavuşturun. Derin nefes alıp verirken beş dakika kadar nefesinize odaklanın. Sonra, göğsünüzü ileri iterek, dirseklerinize dayanarak ve kann kaslarınızı kullanarak kendinizi yukarıya kaldırın ve yavaşça başlangıç pozisyonuna dönün.
Kendinizi sakin ve pırıl pıni hayal edin. Beş dakika sessizce oturun ve vücudunuzun, başınızın tepesinden dökülen arındıncı, enerji verici beyaz bir ışıkla sarmalandığım hayal edin. Bu ışık içinizden akıp geçerken, tüm toksinleri, stres ve kaygılan temizlediğini hayal edin.
Kaygılarınızı çerçeveleyin. Belirli bir projeyle nasıl başa çıkacağınız ya da parasal bir sorunu nasıl halledeceğiniz gibi endişeleri bir yere yazmayı deneyin. Sonra, bu sorunlarla başa çıkacak çözümler tasarlayın. Her cuma akşamı, ertesi harta yapmak zorunda olduğunuz her şeyin bir listesini yapın. Listeyi yatağınızm başucunda ya da el çantanızda tutun ve hafta sonu boyunca aklınıza yenileri geldikçe listeye ekleyin. Böylece, pazartesine hazırlıklı başlarsınız.
Soru: Aromaterapi masajından daha çabuk sakinleştirebilen başka bir şey yok mu?
Cevap: Nefes sayma adlı şu meditasyon tekniğini deneyin. Omurganızın dik olmasına dikkat ederek, rahat edeceğiniz bir şekilde oturun ya da bir yere uzanın. Gözlerinizi kapayın ve üç ya da dört derin nefes alın. Şimdi başlamaya hazırsınız. Normal ve doğal bir şekilde nefes alıp vermeye odaklanın kendinizi zorlamayın. Nefes verirken “bir” diye sayın; ikinci nefes verişte “iki” diye sayın ve beşe kadar çıkın. Beşe geldiğinizde, tekrar birden başlayın. Beşten ileriye gitmemeye yoğunlaşın—böylece, dikkatinizin dağılmasını ve zihninizin başka düşüncelere takılıp gitmesini önleyebilirsiniz.
Soru: İşyerindeki birine karşı içimde büyük bir öfke taşıyorum. 0 kişiye ya da kendime zarar vermeksizin bu öfkeden kurtulmanın en iyi yolu nedir?
Cevap: Kaygılarınızı bir yere yazmak stres düzeyini düşürebilir ve bakış açınızı netleştirmenize yardım eder. Günlük tutmak, öfkenizi boşaltmanın yollarından biridir. Ya da, o kişinin sizi nasıl incittiğini ya da öfkelendirdiğini anlatan bir mektup yazın. Kendinizi bu acıdan arınmış olarak hayal edin. Mektubu çöp kutusuna atmayı da unutmayın.
Topics: Güzellik ve Bakım, Sağlık Bilgileri | No Comments »
EVDE KAŞ ALIRKEN: KURALLAR
By admin | Nisan 25, 2009
Bu işi kendi kendinize halletmeyi seçerseniz dikkadi olun. Kaş alırken ciddi hatalar yapabilir ve sonunda şaşkın, kurnaz ya da botokslanmış gibi bir yüz ifadesiyle baş başa kalabilirsiniz. Her zaman iyi bir ışıkta kaş alın ve büyütücü bir ayna edinin.
■ Bir kaş firçası ya da küçük, yumuşak bir diş firçasıyla kaşlannızı firçalayarak başlayın. Sonra bir tırnak makasıyla, varsa, uzun tüyleri kısaltın.
■ Gözün iç tarafında kalınlaşan ve kaş kemiğinizin üzerinden incelerek ilerleyen, doğal, yumuşak eğimli bir yay çizmeye çalışın. Etrafındaki, üstündeki (o eski miti unutun, kaşlann üstünü de alabilirsiniz) ve alandaki fazlalıklan toplayarak, bu doğal yayı ortaya çıkarmaya odaklarım.
Her bir kaşınız, tam olarak göt pınarınızın hizasından başlamalı ve gözünüzle aynı genişlikte olmalıdır. Burnunuzun kenarına dikey olarak bir kalem dayayın ve kalemin diğer yarımda, burun kemerinizin üzerinde kalan tüyleri cımbızla toplayın. Sonra, kaşlarınızın biteceği yeri bulmak için, kalemi burnunuzun kenarından gözünüzün ucuna doğru tutun ve gözlerinizi kaldırmak, uykudan yeni uyanmış gibi görünmemek için, kalemin diğer yanında kalan tüyleri toplayın. Sonra kaşınızın doğal yayı üzerinde çalışın. Yayın tepe noktasını bulmak için, gözbebeğinizin dış kenarından kaşınıza doğru dümdüz bir çizgi çektiğinizi hayal edin. Kaşınızın çizeceği yayın tepe noktası burası olmalıdır. Bu yayın alanda kalan tüyleri toplayın. Ancak, kendinizi kaybetmeyin. Doğal her zaman daha iyidir. Daha gür bir görüntü istiyorsanız, küçük diş facanız ya da kaş firçanızla kaşlarınızı yanlara doğru fırçalamayı deneyin. Veya, vazelin ya da biraz nemlendirici yardımıyla kaşlarınızı yatnştınn. İsterseniz kaş jölesi satın alabilirsiniz, ama kaşlarınız çok söz dinlemez değilse, onsuz da yapabilirsiniz. Bununla birlikte, yatıştırılmış kaşlar her zaman daha bakımlı, göründüğünden, jöleyle bir deneme yapmanıza değer.
Gözlerinizi ortaya çıkarmanın yollarını keşfetmek için, Daha çok uyumadan, daha fazla enerji başlıklı 18. Fikre bakın. Daha iri? Daha buğulu? Daha mavi? Daha seksi? İstediğinizi seçin.
“Zarafet içten gelen bir şeydir . . . İyi giyinmiş olmakla hiçbir ilgisi yoktur.”
Soru: Çok acıtıyor! Genel anesteziye ihtiyaç duymadan bu işi nasıl
yapabilirim?
Cevap: Kaşlarınızı banyodan sonra, gözenekleriniz hafif açılmışken almayı deneyin. Ya da, başlamadan önce, alnınıza ılık, nemli bir pazen kumaş koyun. Ayrıca, cildinizi olabildiğince gererseniz, tüylerinizi çekmeniz kolaylaşır. Acıyı azaltmak için tüyleri her zaman çıkış yönünde çekin ve işiniz bittikten sonra kızarıklığı gidermek ve yanmayı hafifletmek için buz kullanın.
Soru: Kaş alma işini abartıp sonunda kaşsız kalabilir miyim?
Cevap: Evet. Kaşlar yaşla birlikte seyrelip zayıflar ve kaşları sürekli almak da bu süreci hızlandırır. Ayrıca, belirli bir noktadan sonra, kaşlarınız artık hiç çıkmaz olurlar. Bu yüzden, cımbızı elinize aldığınızda kendinizi kaybetmemeye bakın!
Soru: Bir kaş kalemim var, ama ne zaman kullanmam gerektiğini, hatta kullanmam gerekip gerekmediğini bile bilmiyorum. Bunu nereden anlayacağım?
Cevap: Kaşlarınızın dağılımı eşitse ve seyrek yerleri yoksa, aslında kaş
kalemi kullanmanız gerekmez. Öte yandan, kaşlarınızı alırken ölçüyü kaçırdıysanız ve kaşınızı “geri kondurmanız” gerekiyorsa, kaş kalemi işinizi görecektir. Kaşınızın bariz bir biçimde “çizilmiş” görünmemesi için, göz fan ile kaş kalemini bir arada kullanın. Saç renginize olabildiğince yakın ya da ondan biraz koyu bir renk seçin ve kaşınıza küçük bir fırçayla sürün. Çok koyu bir renk seçmeyin, yoksa tiyatro makyajı gibi görünür!
Topics: Güzellik ve Bakım, Sağlık Bilgileri | No Comments »