Yürümek ve Faydaları

By admin | Nisan 27, 2009

Yürümenin mucizesi
Zorlayıcı egzersizler sizi çekmiyorsa, yürümek size göre olabilir. Baseni, karnı ve kalçaları göz açıp kapayıncaya kadar eritmek için daha yumuşak bir alternatifi, yürümeyi deneyin.

Çoğumuz günde ortalama 2.000 – 6.000 adım arası yürüyoruz ki bu da yaklaşık 3-9 km.’ye karşılık geliyor. Üstelik bunu sadece işyerinde oradan oraya giderek, arabadan eve yürüyerek, süpermarket kondorlannda dolaşarak yapıyoruz. Gün içinde karşınıza çıkan yürüme “firsadanndan” daha iyi yararlanarak bunun üzerine birkaç bin adım daha koyabilirseniz, sağlığınızı dönüştürebilir ve kilo verebilirsiniz.
Kolay, değil mi? Üstelik bunu yapmak için iyi bir çift ayakkabı ve rahat giysilerden başka bir şeye ihtiyacınız yok. Eğer adım sayınızı takip etmekte zorlanıyorsanız, bir pedometre satın almayı da düşünebilirsiniz.

Yürüyüşten en iyi sonucu almak için, duruşunuzu kontrol edin. Omuzlarınızı geride, göğüs kafesini ileride tutmaya çalışın. Karın kaslarınızı içeri çekin ve uzun durmaya çalışın. Aşağıya değil, ileriye bakın. Adımınızı topuğunuzla atın ve arkadaki ayakla kendinizi ileri itin. Adım aralığınızı azar azar büyütebilirsiniz, ama adımlarınızı aşırı açmayın.

Yürümek neden bu kadar iyi, bir bakalım:
■ Bacakları, baseni, kalçaları ve beli kadınların en çok nefret ettikleri yerleri—çalıştırır ve yarım saatte 200 kadar kalori yakmanızı sağlar. Beş dakika merdiven çıkarsanız, 150 kalori yakabilirsiniz.
■ Kemiklere çok yararlı olduğu için, menopoz sonrası dönemdeki kadınlar arasında çok sık görülen osteoporozla savaşmaya yardım eder.
■ Yürümek kalbiniz için de çok iyidir. Kronik kalp hastalıklarına yakalanma riskinizi azaltır, tansiyonu düşürür, felç ve diyabet riskini en aza indirir.

Yürümek, haftada sadece birkaç saat bile olsa, meme kanserine yakalanma riskinizi de ciddi Ölçüde azaltır. Araştırmalar, otuzlu yaşların sonlan ve kırklı yaşlarının başlarında düzenli olarak egzersiz yapan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin, hareketsiz kadınlara kıyasla, ciddi bir oranda azaldığını gösteriyor. Yürümek, beyne egzersiz yaptırmanın da gerçekten iyi bir yoludur. Uzmanlar, odaklanma gücünüzü ve yaratıcılığınızı artırabildiğini, düşünme ve akıl yürütme yeteneklerinizi geliştirebildiğini söylüyor. Açık havada, özellikle yeşillik içinde olmak, esenlik duygunuzu güçlendirebilir, moralinizi yükseltebilir. Yirmi dakikalık bir yürüyüş, üretken bir biçimde düşünmeniz için size bol bol zaman verir, etrafınızdaki güzellikleri görmenize, havayı içinize çekmenize izin verir ve düşüncelerinizi odaklayabilmenizi sağlar.

Daha fazla yürüyorsanız, ayaklarınıza daha iyi bakmakta büyük yarar var.Sırt çantanızla dağ bayır tırmanmaya tam olarak hazır değilseniz, gün be gün daha fazla yürümeye çalışın yeter. İşe giderken trenden biraz önce
inmeyi ve yolun geri kalanım yürümeyi deneyin. Arabanızı süpermarketin giriş kapısından en uzak yere park edin, hatta evde bırakın. Asansör yerine
merdivenleri kullanın, yürüyen merdivenleri yürüyerek çıkın, evde telefonla konuşurken sağa sola yürüyün, kumandayı çöpe atın ve kanal değiştirmek için ayağa kalkın.

Buraya kadar her şey kolay. Ancak, bacaklarınızı ve poponuzu gerçekten çalıştırmak [ istiyorsanız, yürüyüş temponuzu artırın. Çıtayı yükseltmek istiyorsanız, ağırlık taşıyabilir, ılannızı açabilir ya da aralıklı antrenmanı deneyebilirsiniz. Örneğin, 400 metre kadar hızlı bir tempoyla yürüyün, sonra 200 metre yavaşlayın ve bunu olabildiği kadar [tekrarlayın. Biraz yokuş tırmanmayı deneyin; yokuş tırmanmak aerobik gücünüzü artırır daha da fazla kalori yakmanızı sağlar.
Soru: Yürürken kendimi ne kadar zorlamalıyım?
Cevap: Birden ona kadar giden bir çaba ölçeği hayal edin. Amacınız, bu
ölçekte yaklaşık altıya kadar çıkmaktır. Yanınızdaki biriyle konuşmayı sürdürebilecek durumda olmalısınız, ama harcadığınız çaba, beden ısınızı yükseltecek ve belki sizi biraz terletecek kadar yoğun olmalı.
Soru: Ama yürümek beni koşmak kadar forma sokmaz, öyle değil mi?
Cevap: Aslında yürümek de sizi en az koşmak kadar forma sokar.
Araştırmacılar, iki kadın grubu üzerinde on üç haftalık bir araştırma yapmış. Gruplardan birine bir yürüyüş programı, diğerine bir koşma programı verilmiş. On üç haftanın sonunda, her iki grubun sağlığında aynı yararların sağlandığı görülmüş. Üstelik, yürüyenler daha az kazaya uğramışlar. Bir başka araştırmada, beş dakika boyunca en az saatte sekiz kilometre hızla yürüyen kadınların, aynı hızla beş dakika koştuklarındaki kadar kalori yaktıkları görülmüş! Gerçek şu ki, kendinizi tüketmediğiniz zaman, harekete devam etmeniz daha büyük olasılıktır.
Soru: Yürümenin alt beden için çok iyi olduğunu biliyorum. Peki, yürüyerek üst bedenimi de forma sokabilir miyim?
Cevap: Ağırlık taşırsanız, kollarınızı, omuzlarınızı ve belinizi de forma
sokabilirsiniz. Eğer kayak çubuğu kullanırsanız kalori tüketiminizi yüzde 20′ye kadar artırabilirsiniz, ama birkaç tuhaf bakışa hazırlıklı olun!

Topics: Sağlık Haberleri | No Comments »

DOGMATİK ANOMALİLER

By admin | Nisan 26, 2009

Anne karnında günden güne, doğuncaya dek büyüyen bebek, çeşitli etkenlerin etkisi altındadır. Bu etkenler ebeveyinden bebeğe geçen kalıtsal kökenli olabileceği gibi, dış etkenlerde olabilir. Her bebek anne-babasından eşit oranda kalıtsal yetenekler alır. Bu nedenle anne ve babada belirgin ya da örtülü kalıtsal organ-sistem bozuklukları bebekte ortaya çıkabilir veya bebek bu sorunun taşıyıcı olarak yaşamını sürdürebilir. Örneğin bazı ailelerde nesiller boyu el ve ayaklarda 6 tane parmak görülmektedir. Bu hal kalıtsal etkenlere bağlıdır. Bunun yanında bazen normal görünen anne ve babadan çeşitli anormalliklere sahip bebekler doğmaktadır. Bu durum sıklıkla anne-babanın gizli taşıyıcı olmasına bağlıdır. Böyle ailelerin kökeni araştırıldığında nesiller önce benzer anormalikleri taşıyan bir bebeğin dünyaya geldiği saptanır.

Bozukluğu taşıycı aileler arasındaki yakın evlenmeler anormal bebeklerin dünyaya gelmesi olasılığını çok artırmaktadır. Aile içi evlenmelerin bu İyi olmayan ve toplumumuza maddi ve manevi ağır yükler yükleyen sonuçlar, tıbbın yıllar önce dikkatini çekmiş, çeşitli yöntemlerle, çağlar boyu aile içi evlenmelerin sakıncaları anlatılmağa çalışılmıştır. Bununla birlikte bölgesel ve dinsel nedenlerle dar bir çevrede evlenme yapmak zorunda kalan toplumlarda diğer bölgelere oranla kalıtsal hastalık ve onormallikler daha sıklıkla görülmektedir. Sayıları yüzleri aşan doğmalık bozuklukların büyük bir bölümü bebeğin yaşamını yakından etkiler. Bunların neler olduğunu bilmekte sayısız faydalar vardır.
Anomali denince, organ ya da sistemlerin yapısal ve görevsel bozuklukları anlaşılır. Doğmalık anomaliler kalıtsal etkenlerle oluşabileceği gibi, bunun yanında annenin yaşı, gebelikte özellikle ilk 3 aylıkta annenin tutulduğu bulaşıcı, döküntülü bir hastalık, dölyatağının bozukluğu, ilaç ve zehirler, beslenme bozuklukları ve zararlı ışınların etkisinde anomallili bir bebeğin doğumuna neden olabilir. Her anne yenidoğan bebeğinin, dıştan görülebilen bir eksikliği ya da kusuru olup olmadığına bakmalıdır.

Bazen normal görünümünde ve sağlıklı doğmuş bir bebek, kısa sürede göze çarpmayan bir bozukluk nedeniyle de, hızla değişebilir, ve bir bozukluk, bebeğin yaşamını kısa zamanda yitirebilir. Diğer yönden aileyi çok telaşlandıran belirgin bir şekil bozukluğu cerrahi bir yöntemle düzeltilerek bebek normal yaşamını sürdürür. Bunun yanında iç organların tam çalışmasını bozan bir diğer neden, doğumda normal görünen bebeği kısa zamanda hasta duruma sokabilir. Önce dıştan görülebilen şekil bozukluklarını özetleyelim:
Şekil bozuklukları çoğu kez aileyi telaşa ve ümitsizliğe götürürse de, düzeltilmeleri genellikle mümkündür. Bebeğin geleceği için tedavi sonucunda bu sorun doğurmazlar. Ender hallerde bir ya da birkaç harici organın olmaması, ya da düzeltilmeyecek kadar anormalik göstermesi, yaşam boyu kalıcı etkisini gösterir. Bu durumda bebeğin ve çocuğun ileri çağlarında özel bakımı ve eğitim gerekir. Bazı durumlarda hayati bir organın yokluğu yaşamla bağdaşmayabilir. Şekil bozuklukları arasında bebeğin başı ile ilgili olarak; kafa içinde, beyin ve omirilik sıvısının akımını engelleyen, doğuştan anormalliklere bağlı büyük başlı (Hidrosefali) bebekleri, başın arka tarafında içinde beyin omiriük sıvısı, beyin dokusu ve zarları taşıyan oluşumları (Ensefalosel) örnek olarak gösterebiliriz. Aynı şekilde bu oluşumlar başla gövdenin birleştiği yerde ya da belle kuyruk sokumu bölgesinde yer alabilirler. Bu durumlar bazen her iki bacakta felçlerle birlikte olabilir. Bazı hallerde bu şeffaf keseler, patlayarak, mikrop kapmasına, menenjit sonucu bebeğin ölümüne neden olur. İşte bu nedenle, bebekler doğumunun hemen arkasından çocuk hekimleri tarafından görülmeli, etkin ve zaman kaybını önleyici çözümlere ulaşılmalıdır.

Diğer bir anormali bebeğin başının normalden küçük olmasıdır (Mikrosefal), Kranlyoslnostoz). Genellikle doğumda göze çarpmayacak kadar olan küçüklük, daha sonraki aylarda istenen ölçüye ulaşılmayınca ortaya çıkar. Bu durum kafa içindeki beyin dokusunun gelişmemesine bağlı ufak kafalı hal (Mikrosefali) annenin hamileliği sırasında, özellikle ilk aylarda yakalandığı özel bulaşıcı hastalıklar sonucu olur. ön ve arka bıngıldakların, kafa kemiklerinin aralıklarının doğumda beynin 2 yaşına kadar gelişmesine, büyümesine izin vermeyecek şekilde kapalı olan, birbiri üzerine binmiş (Kraniyosinostoz) olan bebeklerin başı da ufaktır. Doğumda ve yaşamın ilk 3 ayında çocuk hekimi tarafından tanımlanabilirse, başarılı bir operasyonla beyinin büyümesine, bebeğin yaşamını sağlıklı sürdürmesine olanak sağlar.
Sık görülen diğer bir anormali de, doğumsal olarak yarık dudak ve damaktır (Kurtağzı, Tavşan Dudağı,). Basit bir cerrahi yöntemle düzeltilebilecek olan bu durum, ameliyat öncesinde beslenme sorunu yaratabilir. Bununla birlikte özel protezli beslenme tekniği ile bu sorun giderilebilir. Bazı hallerde bebeklerde alt çene çok az gelişmiştir. Normal büyüklükteki dil gelişmemiş küçük çeneye uymaz ve yutağa doğru geri düşer. Bu hal solunum güçlüğü, morarma, ve beslenmede sorun yaratır. Böyle durumlardaki bebekler beslendikten sonra özel olarak başları aşağı gelecek durumda karyolalarının sonuna doğru yatırılır ya da 4-6 hafta süre ile alt çene dille uyum sağlayacak gelişmeye ulaşıncaya kadar, dil alt dudağa geçici olarak dikilerek tesbit edilir.
Kulaklara ait şekil bozuklukları arasında kulak sayvanı yokluğu ve dış kulak yolu tıkanıklıkları ile kulak sayvanının büyüklüğü ve dışa açılması (Yelken Kulak, Kepçe Kulak) ilk akla gelenlerdir. Burun arka deliklerinin kısmi veya tam tıkanıklığı ise solunum güçlüğü ve morarma belirtileri olan bebeklerde ancak çocuk hekimleri tarafından ortaya çıkarılabilir.
Doğumda sıklıkla görülen anormal bir durumda; bebeğin bir kolunu hareket ettirmemesidir. Ülkemizde % 80-90 oranında doğumları hekim ve ebe kontrolünden uzak yapılması nedeniyle sık sık rastlanan bir durum, zor bir doğum eylemi sırasında (omuz gelişi, ya da kol sarkması) bebeğin kolunun hoyratça çekilmesi sonucu, ya da kolun anne kanalında sıkışması ile sinirlerin zedelenmesiyle bazen kalıcı, çoğu kez geçici kol ve önkol felci meydana gelir.
Göğüs kafesinin ortasında oluk şeklindeki bir çöküklük (Kunduracı-Göğsü) doğuştan bir şekil bozukluğudur. İleri şekillerde solunum güçlüğüne, tekraralayan akciğer hastalıklarına ve büyümede yavaşlamaya neden olur.

Karın duvarının bazı yerlerde zayıf oluşu çeşitli irilikte fıtıklara sebep olur. En sık rastlanan göbek fıtıklarıdır. Bazen karın duvarından aşağı doğru uzanan karın ön duvarı kaslarının arasındaki açıklıktan karı içi basıncına bağlı olarak karın organları oturma durumunda daha belirgin hale gelir

Diğer bir fıtık şekli ise, kasık ve torba fıtıklarıdır. Kasık ve torba fıtıkları ayakta, ya da ağlarken daha da belirgin hale gelirler. Karın içi basıncın artması sonucu bu fıtıklarda, sıkışma ya da boğulma, bebekler için ciddi sorunlar yaratabilir. Bu nedenle kasık ve torba fıtıkları acil durumlar ortaya çıkmadan doğumdan sonra ailenin ve bebeğin hazır olduğu en uygun bir zamanda ameliyatla düzeltilmelidir. Göbek fıtıklarında ise daha ileri yaşlara kadar beklemek, belki de ameliyata gerek görmeden kendiliğinden kapanmasını sağlar.
Ülkemizde çok görülen doğuştan bir anomali de kalça çıkıklarıdır.
Kalça çıkıklığı doğuştan tek veya çift taraflı olabilir. Bazı bebeklerde doğuştan kalça kemiklerinin başları oluşmamıştır. Böyle bebeklere ülkemizin kırsal kesiminde olduğu gibi sık sık kundak afeti uygulaması bu bebeklerde bir yaşına vardamadan kalça çıkığı meydana gelir.
El ve ayak parmaklarında fazlalık, parmaklar arasındaki perdeleşme önkol, kol, ayak ve bacak bölümlerinin eksikliği de yine değişik etkenlere bağlı doğumsal onamalilerdir.

Yenidoğan bebekte deride görülen benler genellikle zararsız olarak kabul edilir. Ancak benlerin, damar genişlemesi niteliğinde olan ve vücudun değişik bölgelerinde çilek kırmızı, şarabi renkte değişik irilikte olan hemongiomalardan ayırt etmek gerekir. Bunlar hafif zedelenmelerde bile şiddetle kanamaya yol açarlar.

Çoğu kez ilk yaşlarda kaybolan bu lekeler, zararsızdır. Deri üzerinde bunlardan ayrı olarak açık sütlü kahverenginde, irili ufaklı lekelerde genellikle zararsızdır. Ancak bu lekeler, diğer bazı bulgularla birlikte önem kazanırlar.
Mongol lekelerini, mongolizm dediğimiz bir kromozom hastalığı ile karıştırmamak gerekir. Mongolizm genellikle 35 yaş üzerinde olan evlenmelerde hamileliğin çok erken çağlarda döllenmiş yumurtanın bölünme evrelerinde anne karnındaki oluşan yavrunun 46 yerine 47 kromozoma sahip olarak doğması sonucu bir seri doğmalık bünyesel anormaliler topluluğudur. Bu bebeklerde genellikle Moğol ya da Japonlara benzeyen çekik birbirinden uzak gözler basık burun kökü, parçalı, devamlı dışarı çıkarılan bir dil, zeka geriliği ve bazen de, kalp ve sindirim sistemi anomalileri birlikte bulunur. Mongol ya da mongoloid bebek rastlantısı yaşlı hamileliklerde daha yüksek olduğundan evli çiftler doğurganlık yaşının 20-35 yaş olduğunu bilmeli, bu yaş üzerindeki hamileliklerden kaçınmalıdır

Dıştan doğmalık anomalili bebeklerin yanında iç organlara ait anomalilerle doğan bebeklere de sıklıkla rastlanmaktadır. İç organlara ait doğumsal anomalilerin erkenden tanınması bebeğin hayatta kalmasını ve geleceğini etkiler. Birçok bebek sindirim sistemine ait anomalilerle doğar. Buna en tipik örnek yemek borusunun tıkanıklığı, ya da yemek borusunun, solunum borusu ile iştirakidir. Böyle bir bebek yaşamın ilk saatlerinden sonra aldığı test mamasını kusar, veya besinlerin solunum sistemine kaçması sonucu morarır. Bu durumda anne bebeği tekrar beslemeden çocuk hekimine danışmalıdır.

Yine sıklıkla rastlanan doğumsal anomalilerden birisi mide İle oniki  parmak barsagı arasındaki geçişteki (Pllordakl) dairevi kasların aşırı gelişmesine bağlı (Pilor Stenozu) besinlerin ince barsaklara geçmemesidir. Bu olay doğumda genellikle belirtiler vermez. Bebek doğduktan 2. ve 3. haftada, beslenme sonuna doğru, ani fışkırır şeklide kusmalarla ortaya çıkar. Bebeğin tartısında duraklama olur. Kesin tanı yine çocuk hekimi tarafından konur ve nadiren röntgen muayenesine ihtiyaç gösterir.
Sindirim sisteminin oniki parmak barsağından itibaren muhtelif seviyelerinde doğumsal olarak kısmi ya da tam tıkanıklıklar oluşabilir. Bu hallerde karın şişliği, karında barsaklarda gaz toplanması, gerginlik, barsak seslerinde artma, kusma, kumuğun safralı oluşu, özel röntgen ve laboratuvar testleri ile kesin tanıya ulaşılır. Bu hallerde tedavi genellikle cerrahidir.
Sindirim sisteminin son bölümünde yine çok önemli doğumsal bir anomali şekli de anüsün (makatın) tıkalı olmasıdır (Anal Atrezi). Bu tıkanıklık, mekoniumun görülebildiği ince şeffaf bir zarla sonlandığı gibi, kalın barsağın kör bir uçla daha yukarılarda sonlandığı olağandır. Her iki halde de süratle çocuk hekimi ve çocuk cerrahi olaya el koymalıdır.
Sindirim sisteminin kanal tıkanmaları dışındaki doğumsal, anomaliler arasında; emilim bozuklukları, ya da sindirim olayına katkıda bulunan organların yapısal veya gorevsel bozuklukları yer alır. Barsak duvarından şekerli veya nişastalı besinlerin amilimini sağlayan bazı maddeler (enzimler) doğuştan yok olabilir. Pankreas dediğimiz midenin arkasındaki salgı bezinin, salgılandığı sindirim salgılarının tek tek ya da tümünün doğuştan yokluğuna rastlanabilir.
Safra kanallarının doğuştan tıkanıklığı safranın barsaklara akımını önleyerek sindirim olayını etkiler. Yağlar ve yağda eriyen vitaminlerin emilimi duraklar. Aynı zamanda kanda bulunan bilirubin (safra boyaları) akmadığı için, bebekte sarılık çıkar.

Kalp anomalileri arasında sıklıkla rastlananlar kalbin boşlukları ve damarlar arasındaki açıklıklar ya da damarların yer değiştirmeleridir. Bu durumlarda temiz ve kirli kan birbiri ile karışır. Kirli kanın bulunduğu (kalbin sağ taraf boşlukları) tarafın basıncı, diğer taraftan yüksek olması sonucunda, bebeklerde devamlı kalıcı veya bazı hallerde ortaya çıkan morarma; (slyanoz) görülür. Bu karışım kalp boşlukları arasındaki açıklıklarda kalbin sol tarafındaki basınçlar yüksekse, temiz kan, soldan, sağa kirli tarafa geçeceğinden morarma görülmez. Bu durumlarda yaş ilerledikçe kalpte büyüme oluşur. Yeterince oksijenlenmemiş kanla dokular yeterince beslenemediğinden bebeklerde ve ileri yaşlarda çocuklarda büyümede duraklama ve gerileme görülür. Genellikle doğmalık kalp anomalilerinin çoğu cerrahi yöntemlerle giderilebilir. Bu nedenle doğumdan itibaren, her bebeğin belli aralıklarla çocuk hekimi tarafından yaşamın ilk yıllarında kontrollerden geçirilmesi gereğinin, toplumumuza benimsetilmesi, modern çocuk sağlığı ve hastalıkları bilim dalının asil görevlerindendir.
Diğer bir grup anomaliler grubu ise, böbrekler, İdrar yolları ve Üreme organlarının doğmalık şekil anomalileridir. Bunların dıştan olanları daha doğumda belirgin olduğu, halde, batın içinde olanlar, ancak belirti verdikleri ve özel laboratuvar testleri uygulama olanağı olduğu zaman saptanabilirler. Cinsiyet organlarına özgü anomaliler sıklıkla erkeklerde görülür. Bunlar arasında peniste İdrar yolunun üstten (Eplspadiyas) ve alttan (Hlpospadiyas) açıklıkları sayılabilir. Kızlardaki anomaliler daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkar. Kız bebekler idrar yolunun vajen içine ya da makata açılması, ya da makattan vajen içine açılmalar tanımlanmıştır. Bazen doğumda üreme organlarının dış görünüşü, bebeğin cinsiyetini belirleyemez. Özel laboratuvar testleri, genetik uzmanları, patolog ve çocuk hekiminin birlikteki çabaları ile bir sonuca ulaşmak olasıdır.
Tartışmalı hallerde anne ve babanın bebeklerinin cinsiyetlerine yanlış değerlendirerek erkek bebeği kız bebek, kız bebeği erkek, olarak kabullenerek yetiştirmek, ileri yaşlarda, buluğ çağında özellikle giderilmesi imkansız psikolojik sorunlara yol açar.
Böbreklere ait anomalilerde sıklıkla görülür. Bunlar çoğu kez hiçbir belirti vermeden ileri yaşlarda ancak rastlantı olarak tıbbi kontrollerde ortaya çıkabilir. Bunlar arasında tek ya da iki taraflı çift böbrek, atnalı böbrek anomalileri ilk akla gelenlerdir. Böbreklerde tekli ya da çoklu kistik oluşumların bulunması da önemli bir durumdur. Bu hal bazen yaşamı tehlikeye sokar. Ayrıca idrar toplama kanallarının çift olması, kalibrelerinin genişliği, içlerinde kapakçıların bulunması tanıda özen gösterilmesi gereken anomalilerdir.
Nadir görülen anomalilerden bir tanesi de doğuştan idrar kesesinin karın duvarı üstünde dışarı açılmasıdır. Tedavisi tıbbi ve cerrahidir.

Şekil bozuklukları ile birlikte olan anomalliler yanında, doğumsal olarak insan bünyesi için bazı biyokimyasal ve fizyolojik görevlerin yerine getirilmesinde bünyede üretilen hormon, enzim vb. gibi maddelerin yokluğu ya da hatalı üretimleri sonucunda organ ve sistemlerde yapısal, görevsel anomaliler ortaya çıkar. Bu gibi maddelerin eksikliğine veya hatalı üretimine ait görünümler bazı durumlarda doğumdan hemen sonra izlendiği halde, diğer hallerde yaşamın başka evrelerinde ortaya çıkarlar. Bazı hormon, enzim ve diğer hayatsal maddelerin eksiklikleri yaşama izin vermediği halde, diğerleri organ ve sistemlerin sadece sınırlı görevlerini etkiler; örneğin zeka geriliği, büyümede duraklama, ses kalınlığı, ciltte kuruluk ve hatta cücelik yapabilir. Kalkan bezinin (tiroit bezi) hormonu olan tiroksinyetersizliğindeki kreten beneklerdeki mental ve fiziki gerilik ile, hipofiz bezinin gelişme hormonu yetersizliğine bağlı sadece cücelik halini bunlara örnek olarak verebiliriz.

Bu nedenle yaşamın ilk aylarında sesi az çıkan, az ağlayan, hareketlerinde yavaşlama olan, gittikçe cilt kuruluğu dikkati çeken ağız içinde kalın ve kaba bir dile sahip bebeklerde anne ve anne adayları dikkatli olmalı, bu durumun yorumu için, çocuk hekiminin vakit kaybetmeden yardımını istemelidirler.
Anomalili bir bebeğe sahip olan ebeveynin unutulmaması gereken bir nokta da, bu olayın nedeni her zaman kalıtım yolu olmadığıdır. Kalıtım yolu ile oluşan anomalili bebeklerin rastlantısı bilinmektedir. Bu nedenle anneler, babalar çocuk hekimi ve (genetik) uzmanlarından gelecekte edinecekleri çocukları için doyurucu bilgi edinebilirler.

Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | 1 Comment »

Cilt dostu besinler

By admin | Nisan 26, 2009

Beslenme biçiminiz, cildiniz için, makyajdan kat kat değerli olabilir. Daha ışıltılı, daha sorunsuz bir cilde kavuşmak için ne yemeli?
Uzmanlar, diyetimizi değiştirerek bazı cilt sorunlarının üstesinden gelebileceğimizi söylüyor, örneğin, yağLı balıklar, sedef hastalığının belirtiLerini hafifletebiliyor. Ayrıca bilim insanları rafine karbonhidratlar ile akne arasında bir bağ olduğunu keşfetti. Parlak renkli sebze Ve meyveler de güneşin Verdiği zararı azaltabilir.
Sırf abur cubur yemenin yüzünüzden alıp götüreceklerini siz de biliyorsunuz. Dışarı çıkıp dağıttığınız en son geceyi düşünün. Ola ki birkaç alkollü kokteyl, birkaç kadeh şarap içtiniz ve üstüne de yağlı, tuzlu, koruyucu maddelerle dolu bir şeyler yediniz. Ertesi sabah yüzünüz nasıl görünüyordu? Solgun, gri ve çökük mü? İyi haber: Abur cuburu azaltıp cilt dostu besinlere ağırlık vererek, sadece birkaç günde, cildinizi ciddi ölçüde değiştirebilirsiniz.
Peki, ne yemeli? Örneğin, omega 3 yağ asitlerinin iltihaplara iyi geldiği ve cildin doku ve esnekliğini iyileştirmekte çok yararlı olduğu biliniyor. Meyve ve sebzeler de antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, çevre kirliliğinin, güneşin ve sigara dumanının yol açtığı ve ciltte kırışıklıklara neden olabilen serbest radikallerle savaşmakta

Paçulî, yeni deri hücrelerinin bir fikir oluşumunu teşvik ederek cilde yararlı olduğu düşünülen bir öz yağdır. Banyo suyunuza birkaç damla ekleyin ya da üç damla paçuli öz yağını, tatlı badem gibi bir taşıyıcı yağın 10 mi. kadarıyla karıştırarak kendinize bir masaj yapın.vücuda yardım ederler. Serbest radikaller sadece kansere ve kalp hastalıklarına yol açmaz, aym zamanda, hücre zarına ve hücreyi destekleyen dokulara zarar vererek cildinizi de yıkıma uğratabilirler. Soğan, sarımsak, kabuklu yemiş, kabak çekirdeği ve balık gibi bazı besinler de dolaşımım hızlandırabilir. Kan dolaşımınız optimum düzeylerde seyrediyorsa, hücreleriniz  deri hücreleri de dahil yaşam verici gıdala ve oksijenle düzenli olarak besleniyor demektir.

CİLDİNİZ İÇİN BUNLARI YİYİN
Balık Sardalye, uskumru ve somon gibi yağlı balıklar, yağ asitleri açısmdan zengin Hindi Çok iyi bir yağsız protein kaynağıdır ve kolajen üretimi için şarttır. Ayrıca, kırışık oluşumunu önleyen karnosin adlı bir aminoasit içerir.

Kabuklu yemişler Antioksidanlarla dolup taşarlar. Antioksidanlar, cildin yumuşak pürüzsüz kalmasına yardım eden yağ ve lipidlerin kontrol altında tutulmasını sağlar.Kabuklu yemişler, cilt dostu E vitamininden yana da zengindir. Brezilya fistığında, serbest radikallerin yok edilmesine yardım eden selenyum adlı antioksidan vardır. Ispanak Kan dolaşımım destekleyen, besinlerin ve oksijenin bütün hücrelere ulaşmasını sağlayan K vitamini açısından özellikle zengindir. Ayrıca bol miktarda antioksidan içerir.Dutsu  meyveler Antioksidanlarla dolup taşarlar. Turunçgiller Kolajen yapısındaki bozulmaları önleyebilen ve kesik ve sıyrıkların onarımına yardım eden C vitamini açısından zengindir. Tatil patates Serbest radikallerle savaşan ve güneşin verdiği zararı önleyebilen E vevitaminleri açısmdan zengindir. Kabak çekirdeği Omega 3 yağ asitleriyle dolup taşar. Cildin sıkılığına katkıda bulunur.

Güneşe karşı önlem almak, sağlıklı ve güzel bir cilde kavuşmanın birinci şartıdır.. bulunan E vitamini açısından da iyi bir kaynaktır. Turpgiller ailesinden sebzeler Brokoli, karnabahar, lahana vb. gibi sebzeler, hem antioksidanlar, hem de lif açısından zengindir.
Lifli besinler, sindirim sisteminizin iyi çalışmasına yardım eder ve karaciğeri uyararak atık ve toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlarlar. Toksin yükünüzü hafiflettiğinizde, cildiniz daha iyi görünür.
KİVİ Kolajen oluşumunu destekleyen ve kılcal damarlan güçlendiren C vitamini açısından zengindir. Aynı zamanda bolca betakaroten içerir. Betakaroten, hücrelere zarar veren serbest radikallerin ortadan kaldırılmasına yardım eder. Su Günde en az sekiz bardak su için. Yağların sindirimini kolaylaştırır, şişkinliği azaltır ve vücudunuzun hücrelerdeki arıklan dışan atmasına yardım eder.

KÖTÜLÜK SAÇANLAR
Pasta, bisküvi, beyaz ekmek vb. Araştırmalar, yüksek miktarda nişastalı rafine karbonhidrat tüketimi ile akne arasında bir bağ olduğunu gösteriyor. Bu besinler aynca cildinizde şişkinliğe yol açar, cildi susuz bırakır ve alerjik tepkilere yatkın hale getirirler.
Şekerli besinler kan şekerinizi yükseltebilirler. Kan şekerinin yükselmesi, ensülin hormonunun çalışma biçimini bozarak vücuda aşın miktarda glikoz yüklemesine yol açar. Bu da kolajen Hflerinin toplaşmasına yol açarak, ciltte esneklik kaybına ve derin çizgilere neden olur.
Tuzlu besinler Tuz, vücudun su tutmasına neden olarak, deride şişkinliklere ve göz altı torbalarına yol açabilir. Kahve Vücudu susuz bırakarak, göz altı morluklarına ve şişkinliğe yol açabilir. Alkol Vücuttaki serbest radikal miktarını artırabilir ve cildinizi susuz bırakabilir.
Soru: Akneye yardım eden besinler hakkında neler söylenebilir?
Cevap: Bilimciler, bazı yiyeceklerin iltihaplanmayı azaltabildiğini ve akne, sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarının tedavisine yardım edebildiğini söylüyor. Gl değeri (Glisemik İndeks) düşük olan besinler cildinize iyi gelebilir. Bunlar, kısa ve ani bir sıçrama yerine size uzun süre enerji verebilen (erişte ve elma gibi) besinlerdir. Deniz ürünlerinde, kabuklu yemişlerde ve tohumlarda bulunan çinko, aknelerin üstesinden gelebilen iyi bir doğal iltihap gidericidir —sabahları kahvaltı gevreğinizin üstüne biraz keten tohumu serpiştirmeyi deneyin. Eğer mideniz kaldırıyorsa, ciğeri de deneyebilirsiniz; A vitamini açısından zengindir ve akne izlerinin giderilmesine yararı dokunur.
Soru: Bunların bir bölümü oldukça yağlı besinler değil mi?
Cevap: İyi yağlar ve kötü yağlar vardır. Kötü yağlar bisküvide, pastada, et
ürünlerinde ve hamur işlerinde bulunan trans yağ asitleri ile doymuş
yağlardır. Bunlar DYL (düşük yoğunluklu lipoprotein) kan
kolesterolünü yükseltir ki bu da kalp sağlığınıza zarar verir ve
hücrelerinize yeterince kan gitmesini engelleyebilir. Balıkta ve
kabuklu yemişlerde bulunan iyi yağlar ise, cildinizin canlanıp
sıkılaşmasına yardım eder. Haftada iki ya da üç porsiyon yağlı balık
yemeyi hedefleyin. Kabuklu yemişlerden de korkmayın protein, lif,
E vitamini ve magnezyum deposu olan kabuklu yemişler, hem karnınızı doyurur, hem de kilonuzu korumanıza yardım ederler.

140

Topics: Güzellik ve Bakım | No Comments »

Solunum

By admin | Nisan 26, 2009

ENERJİ ÜRETİMİ
Solunumun en önemli görevi vücu dun tüketeceği enerjiyi üretmektir.
Şeker, yağ ve protein gibi enerji bakımından zengin besinler sentez
yoluyla enerjiye dönüştürülür. Adına solunum dediğimiz bir dizi kimyasal reaksiyondan sonra oksijen hücre sitoplazmasındaki glikoz ile
birleşir. Üretilen enerji mitokondria yardımı ile yüksek enerji bileşikleri halinde vücudumuzun enerji gereksinimini karşılamak için tüm hücrelere dağılır.

HAYAT VEREN SOLUK
Solunum biz uyurken veya baygınken bile yaşadığımızın en belirgin işaretidir. Göbek bağı bile kesilmemiş yeni doğan bir bebeğin ilk yaptığı şey ilk soluğunu almaktır. Fakat irademiz dışı süregiden bu soluk alıp verme hareketi karmaşık ve hayati solunum sürecinin sadece ilk aşamasıdır. Solunum sırasında tüm vücut sistemlerimiz işbirliği halinde çalışır. Solunumyolu, akciğerler ve dolaşım sistemimiz elbirliği ile solunan taze oksijeni kanımızla vücudun her yanına iletirler. Sürekli olarak yenilenen oksijen yaşamı sürdür¬mek için gerekli enerjiyi üretir. Yeterli oksijenle beslenemeyen vücut hücreleri kısa sürede ölürler.

KONUŞMA MEKANİZMASI
Pek çok hayvan bazı sesler çıkarır, ama konuşmak için gerekli çeşitli sesleri uyumlu şekilde birleş rerek konuşabilen tek canlı insandır.Gırtlak kasları ses teflarinı Kasarak birbirine yaklaştı.Onların titreşimleri ise konuşmak için gerekli seslen çıkartmama sağlar. Seslere belirginliklerini dişlermiz ve duduklanmız verirler. Sessiz harfler zaman zaman kesilen seslerden oluşur, oysa sesli harflerin sese dönüştürülebilmesi için sürekli hava akımı ve dudakların değişik bir biçimde şekillenmesi gerekir. Ses tonunu ise kafatasımızda boşluklar oluşturan sinüsler belirler. Şempanzeler konuşturabilmek için çeşitli girişimlerde bulunulmuş, bunlar konuşabilmek için insanlarda aynı organlara sahip oldukları halde sonuç başarısız olmuştur.

SOLUNUM SİSTEMİ
Solunum amacı vücut hücrelerimize akacak yeterli oksijenin sürekli olarak sağlanmasıdır. Soluk almak için burnumuzdan veya ağzımızdan yararlanabiliriz. Fakat alman soluğu iki burun deliğinden geçiren burnumuz aslında havayı işlemden geçiren bir merkezdir. Akciğerlerimizin korunatmmesi için soluyarak aldığımız havanın temizlenmesi sağlanır.Bu işlemlerin yerine salyangoz şekilli önemli görevler düşer. Burun boşluğumuzun astarını oluşturan epitelyum ince bir kıl ta¬bakasıyla kaphdır.

SOLUK ALMA MEKANİZMASI
Aşağı yukarı her beş saniyede bir beyin bizi soluk almamız için uyarır. Soluk almak bir dereceye kontrol altına alabileceğimiz kasların yardımı ile gerçekleştirilen bir olaydır, Bu süreç biz uyurken, halta baygınken bile süregiden ve irademiz dışında gelişir. Akciğerleri ve yüreği kemiklerden koruyucu bir çerçeve sarar, önünde göğüs kemiği, arkasında ise omurga vardır. Göğüs boşluğunun alt kısmı geniş bir tas tabakası olan diafram ile örtülüdür. Kaburga kemikleri arasındaki kaslar toraksın kasılıp açılmasını sağlar. Soluk almaya başladığımızda, iç cidarlar kaburgaların oluşturduğu kafesi yukarı ve yanlara doğru çeker

Epitelyumdaki guddeler yapışık bir sıvı çıkarırlar, yabancı maddeler örneğin polenler bu sıvıya yapışır, ve kıllar bunları mideye doğru iletirler. İnce cidarlı kan damarları yüzeye yakındırlar ve soğuk havanın ısınarak vücut ısısına ulaşmalarını sağlarlar. Yine bu boşlukta üreyen bağışık

Neles borusu

Akciğerlerden gelen hava ve diaframın karın kısmına doğru kasılmasını sağlarlar. Toraks ‘in cidarlarına yapışık akciğerler de aşağı yukarı çekilir. Bu hareket alanı genişletir ve içerdeki hava basıncının düşmesini sağlar, böylece hava solunum yolları ile vücuda girmiş olur.Diafram gevşeyip cidar içi kaslar aşağı doğru hareke! ettiğinde toraks akciğerler üzerine basınç yapar. Şimdi soluk verir aldığımız havayı dışarı atarız.Normal olarak akciğerlerimizin alıp verdiği havanın miktarı pek önemli değildir.. Akciğerler havasız kaldıklarında çökecekleri için solunarak alınan havanın bir bölümü akciğerlerde kalır.

Topics: Sağlık Bilgileri | No Comments »

ANNE SÜTÜNÜN ÖZELLİKLERİ FAYDALARI YARARLARI VE ERKEN SIK EMZİRMENİN YARARLARI

By admin | Nisan 26, 2009

1. Anne sütü temiz mikropsuz, aracısız, el değmeden bebeğe ulaşan ekonomik ve her bebek için özel ve özenle hazırlanmış eşsiz bir besidir.
2. Anne sütünün içindeki besin değerleri (proteini, yağları, şeker ve vitaminleri) insan yavrusu için en uygun biçimde düzenlenmiştir. Anne sütünün % 87′si su olduğu için bebeklere ilk günlerde hiçbir surette su vermek gerekmez.
3. Doğumdan hemen sonra hiç beklemeden bebeğin anne göğsüne tutulması emzirilmesi reflek yolu ile anne beyninin hipotalamus adı verilen bölgesinde “oksitosin” adında bir hormon çıkartarak anne akmasını sağılmasını başlatır. Doğumdan sonra süt yok diye bebeği anne göğsüne tutmamak hatadır. Sütün salgılanması gecikir.
4. Yaşamın ilk 3-4 günlerinden halkımızın “Ağız Sütü” adını verdiği kolostrum’da bebeğin ağız-boğaz-mide-barsak yüzeyini sıvağ gibi örten, onu bulaşıcı hastalıklara karşı koruyan maddeler yüksek oranda bulunur. Bu nedenle ağız sütünün bir damlası bile ilk günlerde boşa gitmemelidir. Erkenden anne sütü ile beslenen bebekler daha az ishale ve solunum yolları hastalıklarına yakalanmaktadırlar.
5. Doğumdan hemen sonra zamana bağlı olmadan istem üzerine ve sıklıkla (ilk günlerde 8-10-12 kez) emzirme ile süt yapımında ve bebek tartısında erkenden artma gözlenir.
6. Erkenden ve sık emzirmede bebek ilk kakasını (mekonyum) rahatlıkla yapar ve barsak hareketleri düzenlenir.
7. Erkenden ve sık emzirme yönteminde meme başlarında ve göğüslerde rahatlama olur.
8. Erken ve sık emzirilen bebeklerde fizyolojik sarılık daha çabuk atlatılır.
9. Erken ve sık emzirme ile ilk aylarda hamileliği önleme etkisi yükselir.

10.Sık ve devamlı emzirenlerde göğüsler daha sağlıklı olur. 11.Sık ve düzenli emzirmede beyinden salgılanan hormonlar anne rahmi ve kaslarının daha çabuk toparlanmasına karnınküçülmesini eski halini almasına sağlar.
12.Anne ile bebek arasındaki ruhsal bağın oluşmasında ve devamında emzirme en güzel yöntemdir.
Bir bebeğin ilk üç aylık yaşamında, yukarıda sözü edilen görevlerin yerine getirilebilmesi için kg. başına 100-120 kalori gereklidir. İkinci 3 ayda 90-100, üçüncü 3 ayda 80-90, dördüncü 3 ayda 70-80 kaloriye ihtiyaç vardır. Görüldüğü gibi bebek büyüdükçe kalori gereksinimi azalmaktadır. Yetişkinlerde ise aynı görevler için kg. başına 35-40 kaloriye gerek vardır.
Süt çocuğunun kullanıldığı kalorinin % 50′si unlu, şekerli ve nişastalı (karbonhidratlardan) besinlerden, % 35′i yağlı besinlerden, % 15′i de proteinlerden sağlanır.
Nişastalı ve şekerli besin maddelerine “karbonhidratlar” denir. Nişasta barsaklarda sindirim olayı sonunda, kana geçmeden önce, basit şekerlere dönüşür. Un ve ürünleri, kekler, pastalar, makarna, ekmek karbonhidratlı besinlerdir. Bunlar vücudun başlıca yakıtını oluştururlar.
Proteinler vücudun yapı taşlarıdır. Büyüme, gelişme, eskiyen dokuların yenilenmesi için proteinlere ihtiyaç vardır. Proteinlerin temel taşlarına “Amino asit” adi verilmektedir. Vücut için gerekli 20′i aşan amino asitlerin 10 tanesi insan vücudunda üretilmemektedir. Bunların mutlaka dışarıdan besinlerle alınması gerekmektedir. Et, tavuk eti, süt, peynir, yumurta, birer protein kaynağı oldukları gibi, vücudun yapı taşları olan tüm amino asitlere de sahiptirler. Bu nedenle hayvansal kaynaklı proteinlere “tam proteinler” adı verilir.
Hububat, fasulye, bezelye, badem, fıstık ve fındıkta bir kısım amino asitler bulunmaktadır; bunlara “bitkisel kaynaklı”, ya da “eksik proteinli besinler”

Bebek büyümesinin % 75′ini oluşturan “Su”yun bir kısmı idrar, ter, solunum ve barsak salgıları nedeniyle kayba uğrar. Bu kayıpların yerine konulması beslenmede temel koşuldur. Bu basit bir formülle hesaplanabilir; yaşamın ilk günlerinde, bebeğin; gün sayısı – 1 x 60′- 70 = bebeğin günlük su gereksinimini verir. Bunu bir örnekle açıklayalım: 7 günlük bir bebeğin günlük su ihtiyacı = 7-1 x 60 – 70 = 350 – 400 cnrr* tür. Bebeğe su verirken mutlaka kaynatılmalı ve oda ısısına kadar soğutarak verilmelidir.
Vücudun çalışması, yapısı, yenilenmesi ve sürekliliği için bazı hormoh, madde ve madenlere (elementlere) gereksinme vardır. Kemiklerin ve dişlerin kuvvetli olması, kalsiyum, fosfor ve D vitaminine bağlıdır. Kanın kırmızı küreleri içinde, demir ve bakıra ihtiyaç vardır. Kalkan (troit) bezinin iyi çalışması için iyot gereklidir. Doğal besin maddeleri içinde gerekli madenler bulunur. Besinlerin kaynatılması ile vücut için gerekli madenler azalır. Süt, peynir, et,

karaciğer ve yumurta da, yeşil sebzelerde kalsiyum ve demir bulunur.
Beslenmede vitaminlerin ayrı bir önemi vardır. Eksikliklerinde beslenme bozuklukları, direnç düşüklüğü, ya da bazı hastalıklar görülür. Çoğu vitaminler, ısıtmakla, uzun süre açıkta bekletilmekle, bozulur ya da değer kaybına uğrarlar. Sulu yemeklerde vitaminler suya geçer.
Vitaminlerin Vücudumuzdaki Görevleri Nelerdir? Çocukların beslenmesinde her vitaminin ayrı bir yeri ve önemi vardır. A vitamini örneğin normal gelişmeye, sağlam diş yapısına ve hastalıklardan korunmaya yardımcı olur. Göz, mide, barsak, solunum ve idrar yollarının koruyucusudur. Bol ışıkta görmeyi sağlar. A vitamini eksikliği durumunda, gelişme ve kemikleşmede aksama, iştahsızlık ve renk körlüğü görülür. A vitamini yağlarda erir ve vücutta depo edilir. Özellikle balık yağı, karaciğer, yumurta sarısı, süt, peynir, tereyağı, sarı ve yeşil sebzelerde bulunur.
Bı vitamini gelişmeyi sağlar. Sinir ve sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştırır. B-j vitaminin eksikliğinde, iştahsızlık, yorgunluk, mide, barsak
bozuklukları, gelişme geriliği ve sinir iltihaplanmaları görülebilir. İleri şekillerde “Beriberi” hastalığı oluşur. Bu vitamin suda erir, vücutta depo edilmez, sıcağın etkisiyle, özellikle karbonatla pişen yemeklerde harap olur. B-| vitamini, en çok karaciğer, et, balık, tavuk, yumurta sarısı, hububat ve muzda bulunur.

B2 vitamini normal gelişme, sağlam deri ve göz için gereklidir. Suda erir. sıcağa dayanır. Karbonatla pişirmede bozulur. Eksikliğinde; dermansızlık, zamanından önce yorulma, ışığa bakamama, sinir yorgunluğu, ağız köşelerinde çatlaklar ve göz rahatsızlıkları görülür. Karaciğer, et, balık, yumurta sarısı, portakal ve muzda bulunur.
Niacin vücutta depo edilmez. Sıcakla bozulmaz. Sağlam deri, sinir ve sindirim sistemleri için gereklidir. Eksikliğinde “Pellegra” denen hastalık görülür. Genellikle B vitaminlerinin bulunduğu besinlerde vardır.
Önemli vitaminlerden biri de C vitaminidir. C vitamininin bir diğer adı da Askorbik asittir. C vitamini sağlam kemik ve dişlerin oluşması içindir. Kanın tazelenmesi, kan damarları ve birçok vücut doku ve örgüsünün sağlıklı yapısında önemli görevleri vardır.Normal gelişmeye yardımcı olduğu gibi hastalık hallerinde vücut direncini artırır. C vitaminin eksikliğinde, yorgunluk, sinirlilik, iştahsızlık, deri altında, diş etlerinde, iç organ zarlarında, kanamalar, kemik ve eklem ağrıları olur. Bu hastalık tablosuna “Skorbüt” adı verilir.
C vitamini en çok narenciye ve turunçgillerde; portakal, mandalina, limon, turunç, domates, kavun ve daha birçok meyve ve sebzelerde bulunur.
D vitamini normal gelişmede, kemik ve diş yapısında kalsiyum’un ve fosfor’un barsatan emilmesinde ve kemiklerde depolanmasında görev alır. 0 vitamini eksikliğinde “Raşitizm” adı verilen kemik hastalığı görülür. D vitamini yağlarda erir, karaciğerde depo edilir. Isıya dayanıklıdır. Güneşin Ultraviyole ışınları insan derisine etki ederek deri altında ham haldeki etkisiz D vitaminini olgun ve etkili hale dönüştürür. Bu nedenle güneş ışınlarının doğrudan doğruya cildimize vurması çok önemlidir. Cam arkasında kol ve bacakları kapalı, giyimli bebek ve çocuklara güneş ışınlarının hiç bir faydalı etkisi olmaz.
Bu nedenle bebek ve çocuklarımız güneşli havalarda cam arkasında değil cam önünde, balkonda, hafif giysilerle, kol, bacak ve omuzların güneşe gösterilmeli, çok sıcak havalarda baş bir şapka İle korunmalıdır.
Büyüme gelişmede büyük rolü olan besin maddeleri hakkında genel bilgilerden sonra şimdi de yaşamın ilk yılındaki beslenme şekillerinden söz açabiliriz.

Bebeğin annesütü ile beslenmesi en idealidir. Anneler doğumdan hemen sonra; ilk doğum yorgunluğunu atar atmaz, ilk yarım saatin içinde bebeklerini göğüslerine tutmaları sütlerinin erkenden gelmesini sağlar. Doğumdan sonra bebekleri emzirmek için sütün salgılanmasını beklemek, onları şekerli su ite günlerce beslemek çok hatalıdır. Ancak annesütünün yetişmediği, bebeğin yaşı ile orantılı olarak büyümede artma olmadığı hallerde karışık beslenmeye geçilir. Buna karar vermek için çocuk hekiminin görüşünü almak en doğal olanıdır. Ancak buna olanak bulunmadığı hallerde karışık beslenmeye geçmek için aşağıdaki hallerin var olup olmadığına bakmalıdır.
1. Bebeğin tartısında beklenen artmanın olmaması yada büyümenin duraklaması.
2. Bebeğin, beslenmeden kısa süre sonra uyanması, ağlaması ve beslenmede istekli görünmesi.
3. Süt verilince ağlamanın durması.
4. Açlık kakası, ya da kabızlık görülmesi; burada kaka sarı renkli, kuru ve az miktardadır.
5. Bebek her beslenmeden önce ve beslenmeden 20 dakika sonra tartılarak bebeğin 2 günlük incelemelerde yaşına göre yeterince annesütü alıp almadığı belirnerek annesütüne ek olarak ineksütü başlanabilir.
Ineksütünün verilmesinin nedeni kalite olarak annesütüne yakın olmasıdır. Ineksütünü yalnız başına, annesütünün yerini tutmayacağı tartışmasız bir gerçektir. Bu nedenle her anne, her türlü çareyi deneyerek, mutlaka bebeğine en az 6 ay, normalde; 9-18 ay annesütü vermeye gayret etmelidir. İneksütü, kaynatılma, sulandırma ve şeker ilavesi ile bebek için uygun duruma getirilir. İneksütünde bulunan yağların sindirilmesi güçtür. Proteinlerde annesütünden fazladır. Bunun yanında minerallerde annesütünden dört kat fazladır, özellikle ineksütündeki fosfor’un çokluğu bebekte kalsiyum’un düşmesine yol açarak, “Tetani” denilen kasılmalı, seyirmeli bir hastalık tablosuna neden olur. İşte bu nedenle, ineksütü sulandırılarak ve şeker ilavesi ile annesütüne yakın hale getirilir.
inek Sütüne Hangi Yaşta Nekadar Su Katılmalıdır? Bebeğin yaşamın ilk 6 haftasında zorlu olarak ineksütü verilecekse yarı yarıya sulandırmak gereklidir. 6. ve 8. haftalar arasında ineksütü üçte bir oranında sulandırılır. Bu yaştan sonra artık ineksütüne su katılmaz. Ancak ineksütüne 10 dakikalık kaynatmadan sonra, kaynatılma ile eksilen oranda su katılır.
Kaloriyi yükseltmek için de her 100 cnv* (1 çay bardağı) ineksütüne 5 gr. (1 tatlı kaşığı) şeker katılır. Bebeğin yaşı ilerledikçe ve bebeğin kaka durumu ve kıvamı da göz önüne alınarak, iştahsızlık yapmaması için şeker miktarı azaltılmalıdır.

İnek Sütü Nekadar-Nasıl Kaynatılmalıdır? Süt mikropların süratle geliştiği bir ortamdır. Bu nedenle süt ya pastörizasyona tabi tutularak, ya da kaynatılarak mikropların üremesine engel olunur. Sütün kaynatıldığı kap ya emaye, ya da alüminyum olmalıdır. Bu kap başka işler için kullanılmamalı ve her defasındatemizce yıkanmalıdır. Süt kaynatılırken kaynak bağlar, kaymak altındaki gazların basıncı ile kabarır taşar, mikropların öldürülmesi zorlaşır. Bu nedenle süt kaynatılırken devamlı karıştırılmalıdır. Sütün bir taşımdan itibaren 10 dakika kaynatılması yeterlidir. Sütün kaynatmakla vitamin ve mayaları bozulur. Ancak kaynatılmış sütün bebek tarafından sindirimi kolaylaşmış olur.
İnek Sütü Ev Koşullarında Pastörize Edilebilirini? Sütün ev koşullarında da vitamin ve mayaları kaybolmadan mikroplarından arındırılma yöntemi olan “Pastörizasyon” yapılabilir. Bunun için bir diğerinin içine oturtulmuş iki tencere arasına su konur. İç tencereye süt boşaltılır ve içine bir termometre daldırılır. Süt 70-75°C’de 30 dakika bekletilir. Sonra ağzı kapalı olarak buzlu suya veya buzdolabına konur. Böylelikle süt pastörize edilmiş olur. Bebeğe verilecek süt pastörize ise, bebeğe vermeden önce ısıtılır, kaynatılmaz.
Çocuk beslenmesinde süt tozlarının da önemli bir yeri vardır. Eğer bebek, yapay olarak beslenecekse ve seçim süt tozu ise, piyasadaki süt tozlarından biri seçilir. Bu seçimde bebeğin bünyesine göre çocuk hekimi anneye yardımcı olabilir. Kapağı açılmış bir süt tozu nemsiz ve soğuk bir yerde (buzdolabında) saklanabilir.
Kaynatılmış suya bebeğin yaşına göre gerekli süt tozu ilave edilerek ılık olarak bebeğe biberon veya kaşıkla verilir. Bebeğe verilecek ineksütünü pirinç suyu ile de sulandırabiliriz. Ancak pirinç suyu yalın olarak hiçbir zaman bebek beslenmesinde besleyici olarak kullanılmaz. İshalli bebeklere diyet içkisi olarak da verilebilir.
Biberon şişeleri her gün iyice özel fırçaları ile temizlenir, kaynatılır. Bebeğin emme gücüne göre küçük, orta ve geniş delikli olarak, saf kauçuktan yapılmış biberon emzikleri de yine iyice fırçalanarak, temizlendikten sonra kaynatılmalıdır

Beslenme şişeleri: Uygulamada (Şekil 10-11)’de görüldüğü gibi iki tip geniş ve dar ağızlı beslenme şişeleri kullanılmaktadır. Geniş ağızlıklı şişelerin emziklerinde, emzirme süresinde şişelerin gerisindeki havayı rahatlıkla boşaltan çift delikler süt akımını daha rahatlıkla sağlandığından tercih nedeni olabilir. Emziklerin, sterilizasyondan sonra şişe içinde ters çevrilerek burgulu kapak sistemi ile saklanması taşıma kolaylığı açısından da bir avantajdır.
Küçük delikli emzikler bebeğin çok güç harcaması sonucu yorulmasına, geniş delikli emziklerde bebeğin fazla hava yutmasına ve gaz sancısı sonucu huzursuz olmasına yol açar. İçinde süt bulunan biberonun ters çevrilerek her saniye bir damla süt akacak bir deliğe sahip olanını seçmek en iyi yöntemdir.
Bebek Biberonla Nasıl Beslenmeli?

Bebek beslenirken bebek kucağa alınır. Biberon emziği sütle dolacak şekilde dik tutulur. Eğer biberon yatay tutulursa bebek sütle birlikte şişenin içindeki havayı yutar. Yatar durumda iken bebeğe süt verilmemelidir. Emzirme süresinde (20-25 dakika) 3-4 defa beslenmeye ara verilerek bebeğin sırtına hafif darbelerle vurularak, ya da sıvazlayarak bebek geğirtilir, gazı çıkartılır. Emzirme sonuna bırakılan gaz çıkarma işleminde kusmalar daha fazla olur. Emzirirken ister göğüste olsun, ister biberonla olsun meme başı ile biberon emziği bebeğin ağzını kapamalı, yanlardan aralık kalmamalı ancak, burun açıkta kalmalıdır. Burnu kapanan, ya da kusmuk sonucu pıhtılarla tıkanan bebek rahat beslenemez. Biberonda arta kalan süt ikinci beslenmede bebeğe tekrar verilmemelidir. Emzirme süresince sütün soğumasına engel olmalı, uzayan emzirmelerde ve gaz çıkarmalarda, biberon sıcak su bulunan bir kapta tutulmalıdır. Anne sütü varsa meyva sularına başlamak 4 aya kadar geçiktirilmelidir.
Ineksütünde C viüamini azdır ve kaynatma ile daha da azalır. Bebeğe ilk kez verilecek meyve, limon suyudur. Limon suyu her gün 1 cm*3 artırılarak 20 cm3 ulaşır. Bu miktar yeterlidir. Limondan başka mandalina, portakal, şeftali ve elma suları da verilebilir. Bunlara 2-3 tatlı kaşığından başlanır. 60 cm3 kadar (dört çorba kaşığı) çıkılabilir. Bebek 2. ayına bastığı zaman meyve sulan koyulaştırılır ve püreye çevirilmelidir. Meyve sularının yanında 15. günden itibaren bebeklere bir Polivitamin damlası (A, B, C, D, E vitaminleri) verilmesi yerinde olur.
Bebek, yaşamın ilk günlerinde 2,5-3 saatte bir beslenirken, 45. güne eriştiği zaman artık 3,5-4 saatte bir beslenebilir. Böylelikle 24 saatte 6 öğün beslenen bebek, anneye dinlenmesi için büyük bir zaman sağlar.
Anne Sütünün erkenden azaldığı hallerde, 1.5 ayını bitiren bebeklerin koyulaşmış püreye dönen meyve sularına, yoğurtda eklenir. Sulu besinlerden katı besinlere geçişte ki bir aşama olan muhallebi de diyete eklenir. Muhallebi; 100 cm3 (bir çay bardağı) süte, 1 tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı şeker, ilavesiyle bir taşım kaynatılmakla elde edilir. Bazen kaşıkla, bazen de geniş delikli biberonla verilebilir. Bu evrede muhallebi ve yoğurda meyve suları katılabilir. İkinci ayın sonunda iyice olmuş, benekli muz, süt ve muhallebi veya yoğurt içinde ezilerek subye haline getirilmek suretiyle bebeğe verilebilir.
Bebek 3 aylık olunca (4. ayın başında) sebze çorbasına başlanır. 750 cm3 suya (3 su bardağı) 1 havuç, 1 patates, 1 kabak, 4.5 yaprak ıspanak, 1 tatlı kaşığı pirinç, bir tutam tuz eklenerek suyun 1/3′ü kalıncaya dek kaynatılır. Temiz tel süzgeçten geçirilir ve süzülür, sonra bir tatlı kaşığı irmik eklenir. Bir kabarım daha ateşte tutulur. Soğutularak bebeğe her gün 2 çorba kaşığı artırılarak verilir.
Dördüncü ayda çorbaya 2 kez çekilmiş yağsız et konur. Tuzu alınmış beyaz peynire de bu ayda başlanır. İyi pişmiş yumurtanın sarısı da başlanır. Yumurta sarısı bir tatlı kaşığından başlayarak, artırılır ve bir yumurta sarısına ulaşılır. Bundan sonra çay, süt, yumurta sarısı, beyaz peynir ve 2 biskiüvi ezilerek 2 tatlı kaşığı pekmez ilavesiyle püre kıvamında bebeğe verilebilir.

Beşinci ayda mamalara cızbız köfte eklenir.
Altıncı ayda olanaklar elverirse karaciğer ve beyne başlanabilir. Zarı çıkarılan karaciğer ince ince kıyılır ya da kıyma makinesinden çekilir. Beyin ve karaciğer su içinde hafifçe pişirilir, ezilerek bebeğe verilir.
7. ayda şehriye, pirinç, pastörize tereyağı, margarin ve hububat unlarından çorbalar verilir. Yağlar günde bir defa ve çiğ olarak mamaların içine konulur. Bu aydan sonra bebeğin eline ekmeğin dış kabuğu verilir.
8. ay bebeğin büyük aşamalar sağlayacağı çağdır. Artık aile ile yemek masasına oturabilecek, yumurtayı beyazı ile, rafadan olarak yiyebilecek, su ve sütü bardaktan içme deneyimine başlayabilecektir.
9. ayda anne sütü varsa devam edilmelidir.

10. ayda, ete ve beyne iyice alışmış bebeklere, ezilmiş dana ve tavuk eti verilebilir.
11. ayda yağsız taze balık, örneğin kefal balığı verilebilir.
12. ayda artık bebek herşeyi yiyebilecek, büyüme ve gelişmeyi
göstermiştir.
İki Çocuklu Bir Annenin Her İki Hamilellğindeki Hayalleri İzlenim ve Deneyimleri:
“Halen 2 çocuk annes’ıyim; biri 3, biri 1 yaşında. İlk hamileliğimde, hamilelik devri ne olduğunu bilmediğim, annelik duygusu ve bebeğin beklentisi ile, heyecan içinde geçti. Bebeğin aylara göre gelişimini kitaplardan okuyor ve her hareketini takip ediyordum. Karnımda büyüdüğünü hissettikçe benimsiyor, seviyordum. Hele doğum yaklaştıkça garip bir heyecan giderek artıyordu. Herhalde vücutta hormonal gelişme ve ağırlığın artması ile zaman zaman sinirlerim bozulup nedensiz ağlıyordum. Ancak doğum sonrası, ailemize katılacak bebeği düşündükçe, üzüntülerim geçiyor ve ferahlıyordum. Ayrıca ne olduğu kitaplardan başka bir fikrim olmayan, “doğum” da günler yaklaştıkça gözümde gün geçtikçe büyüyordu.
Bebeğin giyimi ile ilgili temel giysiler hazırlanmıştı. Nelerden ne sayıda hazırlamak gerektiğine karar vermek güç oldu. Doğum hamileliğimin son aylarında gittiğim yabancı bir ülkede oldu. Doğum normaldi ve sandığım kadar güç olmadı. Hastanenin bütün konfor ve rahatlığına rağmen, lisan sorunu, adet ve usullerini bilmediğim yabancı insanlar arasında olmam ve bebekle ilgili sorular nedeniyle doğum sonrası devre hayal ettiğim gibi kolay ve sevindirici olmadı. Tabi ki hemen

doğum sonrası ilk birkaç günlük sürede, bebeğin gelişi, vücudumun hafiflemesiyle büyük bir sevinç duydum. Ancak günler geçtikçe bu sevinç bir bunalıma dönüştü..
Bebek çok gazlı idi. Zaten bütün çabalarıma rağmen, kendi sütümü verememiştim. Annesütünün bebek için en değerli ve uygun bir besin olduğunu düşündükçe çok üzülüyordum. Biberonla mama vermeye başlamamla beraber bir çok sorunlar doğdu. Bebek mamayı çok hızlı emdiğinden, emziğin deliği büyük geliyor, ya boğazına kaçıyor, ya da kısa sürede hızla beslendiğinden kusmalar baş gösteriyordu. Hele ilk günlerde bu yönden çok güçlük çektim. Bebek gündüzleri hep ağlıyor, hiç durmuyor ne yapsam susmuyordu.
Gaz sancısı için verilen ilaçlarda hiç fayda sağlamıyordu. Hele, bazen adeta ağlama krizleri tutuyor. 3-4 saat ağladıktan ve yorgun düştükten sonra uyuyordu. Bazen de ağlaması farklı oluyor. Kucağa alınca susuyordu. Kucakta tutulunca sustuğu için bunu şımarıklık sanıyor, kucağa alışmasın diye almıyordum. Oysa ilk günlerde bebeklerin şımarıklıktan dolayı pek ağlamayacağını zaman içinde öğrendim.
Ayrıca bebek mamayı pek hazmedemiyor, her mamadan sonra 1-2 defa azar azar, devamlı kusuyor, ve adeta yediğinin yarısını çıkarıyordu. Öyleki; her zaman mamadan sonra hiç kıpırdatmadan yatırıyor, altını bile mamadan sonra değiştirmiyordum. Aksi halde çok kusuyordu. Bebeğin çok ağlaması ve kusmaları nedeniyle, günde 4-5 kez üstünü değiştirme, kapları kaynatma, mamaları hazırlama hergün aynı şeyleri aynı saatlerde tekrarlama ve gece uykusuzluğu işi güçleştiriyordu. Ayrıca eve bağımlı kalmak, boş vakit olmaması sinirlerimi yıpratıyordu.
Bebek doğum öncesi okuduğum, hayal ettiğim, yedirip, altını değiştirip ye üstünü örtünce, hemen uyumuyordu… Çok ağldadığı zamanlar hiçbir şey tesir etmiyor, ne yapacağımı bilemiyordum. Benim için en büyük sorun bebeğin gaz çıkarması ve kusması oldu. Her zaman beslenme üstüne bir saate yakın, şekil değiştirerek uğraştığım halde, bebek bir türlü gaz çıkartmıyor, sonra durmadan kusuyordu. Doktorların öğütlerine göre bebek, çok gaz yutmasın diye hergün emzik alıp küçük delik açmak için uğraşıyordum. Bebeğimin büyüyüp emeklemeye başladığı zaman bile kusması vardı. Her beslemeden sonra iki saat sandalyesinde beklemeden yere indirip dolaştıramıyordum. Aksi halde yediğinin çoğunu çıkarıyordu. Bebeğin kusması bir yaşına kadar devam etti. Bana adeta hiç kesilmeyecekmfş gibi geliyordu. Bu da yavaş yavaş kendiliğinden geçti.

İkinci çocuğumda ise; birinciye kıyasla hamilelik çok daha zor ve uzun geldi. Bebek için gerekli giyecekler ve deneyimler birinci bebekten kaldığı için, hazırlıklar fazla uzun sürmedi. Bu defa doğumdan kormuyor, yalnız doğum sonrası için çok endişeleniyordum. Doğum gerçekten kolay oldu. Doğum sonrası normal güçlükler dışında sandığım kadar güç olmadı. Hem bebek daha az sancılı olduğundan daha az ağlıyor ve daha az kusuyordu, hemde ilk bebeğin verdiği deneyim Ve kararlılığın faydasını görüyordum. Ağladığı zaman ne yapacağımı bilmiyordum. Ayrıca ikinci bebeğin iştahı daha iyi ve kusması da daha azdı. İşleri daha iyi planlayıp, zamanında bitirdiğim için kendime de vakit ayırabiliyor, bebekle yeniden meşgul olabilecek gücü kazanıyordum. Yalnız ikinci bebeğin gelişi ile ilgili en büyük sorun birinci çocuğumun kıskançlığı oldu. Kıskançlık zamanla azalmasına rağmen halen devam etmektedir.” , Bugün tarımdan sanayiye geçmekle olan ve hızlı bir gelişim gösteren toplumumuzda, çocuk büyütmede anne ve babanın sorumlulukları eşdeğerdir. İlk bebeğine hamile annenin en büyük güvencesi, kocasıdır. Doğum olayının korku ve heyecanında en güçlü destek ve ferahlatıcı odur. Anne bebeği için geceleyin üç defa kalkarsa baba da en az bir defa kalkarak anneye yardımcı olmak durumundadır. Baba bugünkü yaşamında gerekirse deneyim kazanmada, ilk bebekte, bebeğin her türlü gereksiniminde, (beslenme, gaz çıkarma, altını temizleme, banyo yaptırma ve giydirmede) annenin yanında olmalıdır. Özellikle yaşamın ilk aylarında, ilk bebekte annenin yanında olmalıdır, özellikle yaşamın ilk aylarında, ilk bebekte annenin yorgunluklarını, hırçınlık ve sinir yıkımı hallerini, baba adayı çok hoş görülü ve anlayışlı olarak karşılamaldır.

İnsan yavrusu, doğum öncesi yaşamından itibaren anlaşmış, birbirini seven, sayan, sevgi ve anlayış dolu bir ortamda, güven içinde büyür, gelişir ve serpilir. Sevgi ve ilgiden yoksun bebeklerde yüz ifade ve mimikler yoktur. Yüz donuk ve anlamsızdır. Böyle bebekler ilerde, içe dönük, küskün, güvensizlik duygusu içinde başarısız ve toplum için rahsal sorunlarla dolu kesimi oluştururlar.
Bu nedenle bebeğine yaklaşan anne ve babalar bebeklerini kucaklarına aldıkları zaman bebeğin yaşı ne olursa olsun, annenin ve babanın yüzünde en güzel tebessüm yer almalı, annenin göğüslerinden sütten önce bebeğe sevgi, güvence ve şevkatin şeraresi geçmelidir.

Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »

BEBEKLERİN YAŞAMIN İLK YILINDA BESLENME BİÇİMİ

By admin | Nisan 26, 2009

Tüm canlılar tek hücreli olsun, çok hücreli olsun ya da insan yavrusu gibi en gelişmişi olsun, ortak hayatsal gösterilerle varlıklarını kanıtlarlar. Bunlar da; solunum dolaşım, beslenme, hareket ve boşaltım ve üremedir

Canlıların Ortak Hayatsal Gösterileri
1. SOLUNUM
2. DOLAŞIM
3. BESLENME
4. HAREKET
5. BOŞALTIM
6. ÜREME
İnsan yavrusu da yaşamını sürdürmek için tüm canlılar gibi, havaya, suya, besinlere ve enerjiye gereksinme duyar (Tablo 3).
Son yıllarda düzenli beslenmede toplumların gelişmesi arasında yakın ilişki olduğu ortaya atılmış ve tartışma konusu yapılmıştır. Bu savı ortaya atanlar, yetersiz protein alan çocukların düşünsel gelişmelerinin geri kaldığını ileri sürmüşlerdir. Bunun da geri kalmış, az gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu durumu yansıttığını, kesin bir dille belirtmişlerdir. Ortaya atılan bu savın hangi oranda geçerli olduğu bir yana, düzenli bir beslenmenin yaşamın ilk günlerinden itibaren gerekli olduğu herkesçe kabul edilen bir gerçektir. Miktar ve kalite olarak sürekli bir denetim altında tutulan beslenme ile sağlıklı bir yaşamın sürdürüleceğini hiç kimse yadsıyamaz. Burada da en büyük ve kutsal görev annelerindir. Anne-baba ve çocuk hekimlerinin işbirliği dengeli ve düzenli bir beslenme programı ile geleceğin sağlam ve zinde nesillerini yetiştirmek olasıdır.
Büyüme ve gelişmeyi etkileyen bir diğer nedenin başında beslenme gelir. Çocuk bünyesinin besinlere olan gereksinimi, yetişkinlere göre ayrıcalak gösterir.

Besinlerin bebek bünyesinde başlıca görevleri nelerdir?
a) Beden ısısını sağlamak,
b) Dokuların onarımı ve yitirilen maddelerin yenilenmesi,
c) Günlük yaşam için gerekli enerjinin karşılanabilmesi,
d) Büyüme ve gelişmenin gerçekleştirilmesi, şeklinde özetlenebilir.

Yaşamın Vazgeçilmez Öğeleri Nelerdir
1. HAVA (Oksijen)
2. SU
3. BESİNLER (proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller).
4. ENERJİ
Bütün bu görevlerin yerine getirilebilmesi için gerekli enerji besinlerden sağlanır. Vücutta besinlerden sağlanan yakıtta enerji birimi “Kalori”dir. Su, vitamin ve madensel tuzların yakıt değerleri olmadığı halde, beslenmede önemli payları vardır. Yağlı, nişastalı ve proteinli besinler, kalori yönünden zengirdirler. Yağlı besinlerde kalori, nişastalı ve proteinli besinlerden iki kat daha fazladır.

Besinlerin Kalori Değeri Nedir?
Bir Kilo Kalori (1 kg/Kal.), bir kg suyun, ısısını 14,5 dereceden 15,5 dereceye çıkarmak için gereken ısı miktarına verilen addır. Besinlerin sindirilmesi sonucu doku ve hücrelerde oksijenle yanarak vücudun yaşamsal görevleri için gerekli ısıyı oluştururlar. İşte bu ısının ölçü birimi Kaloridir. Bir gr. protein ve karbonhidratın vücutta yanması 4 kalori, 1 gr yağın yanması da 9 kalorilik ısı verir.

Besin Kaynaklarımız Nelerdir?
Protein Kaynakları : Süt, yumurta, et, balık, peynir, soya fasulyesi, bezelye, mercimek, nohut.
Karbonhidrat Kaynakları : Süt, tahıl ve ürünleri, meyveler, sebzeler, şekerler, şuruplar, nişastalı besinler, pekmez.
Yağ Kaynakları : Süt tereyağı, yumurta sarısı, bitkisel yağlar, et, balık, peynir, tavuk.

Anne Sütü İle İnek Süt’ünün Özellikleri Nelerdir?

Anne sütünün ilk 2-4 gün içindeki sütüne halk arasında “ağız sütü” ya da tıp dilinde “Kolostrum” adı verilir. Bu süt koyu limon sırısı rengindedir ve kıvamı (yoğunluğu) taze sağılmış annesütünden daha fazladır. Kolostrum’un günlük miktarı 10-40 cm^’ü geçmez. Kolostrum proteinleri ve mineralleri yönüyle annesütünden bir kaç defa daha zengindir. Ancak karbonhidrat ve yağca fakirdir. Kolostrum ilk haftadan sonra, yoğunluk ve diğer özelliklerini kaybederek 3-4 haftada normal annesütüne dönüşür. Annesütü ile ineksütünün kapsadığı su oranları hemen hemen birbirine eşdeğerdir. Yoğunluk bakımından her iki sütte pek farklılık göstermez. Ağız sütü bebeğe çok yararlıdır. Ağır gelmez.Kalori sağlama açısından da annesütü ile ineksütü çok az farklılık gösterir. Her iki sütün 100 cm^’ü 67 kalorilik enerji sağlar.
Proteinlerinin kalite ve miktarları yönünden de annesütü ile ineksütü değişiklikler gösterir. Annesütünde 100 cm3′de 1-1,5 g. protein bulunurken, ineksütünde 100 cm^’de 3-3,5 g. protein bulunur. İneksütünde kazein miktarı annesütüne oranla 6 misli daha fazladır. Bu nedenle annesütünün sindirimi daha elverişlidir.
Karbonhidratları itibariyle iki sütte “Laktoz” adı verilen süt şekeri bulunur. Ancak annesütünde laktoz daha çok, ineksütünde daha azdır, (annesütünde % 6.5-7.0, ineksütünde % 4.5).

Yağ miktarı yönünden annesütü ile ineksütü çok farklılık göstermezler (% 3.8-
ı %3.75-4). Ancak annesütünde emilimi hazır yağ asitleri yönünden daha üstündür.
Yenidoğan bebekler için ineksütünün yağları sindirimde bir sorun yaratmazlar. Ancak erken doğan bebeklerde yağlı cıvık kakalara yol açabilirler.
Mineraller (sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, kükürt, çinko) yönünden ineksütü 4-5 kat daha yüklüdür (Tablo 6).
Vitaminler bakımından yaşamın ilk yılında bebeklerin günlük A, B kompleksi, C ve D vitaminlerini, ineksütü ile karşılamak mümkün değildir. Emzikli annelerde diğer vitaminler yanında D vitamini yetmezliği olmadığı takdirde, sütlerinde bulunan D vitaminin suda eriyen bir bileşiğinin bebeklerine yeterli olduğu saptanmıştır.
Annesütü ile beslemeden hemen sonra, ek olarak meyva suyu yada püreleri verilmediği takdirde, annesütünde bulunan kan yapıcı demirin % 10′unun değil, % 60′ının bebeğin barsaklarmdan kana geçtiğini bilmekteyiz. Emzikli annelerde demir eksikliği olsa bile annesütündeki demirin bebeklerine yeterli olacağı gösterilmiştir.
Bugün sağlıklı annelerin sütündeki bütün faktörlerin bebekleri için ilk 6 ay yeterli olacağı ve başka bir ek besine gerek bulunmadığı kabul edilmektedir.

Annesütünün Üstünlükleri Şöyle Özetlenebilir:

1. Annesütü, temiz, mikropsuz, hazır, ekonomik, el değmeden bebeğe ulaşan ve her bebek için özel olarak hazırlanmış ideal bir besindir.
2. Anne ile bebek arasında ruhsal ilişkiyi sağlar. Doğumdan hemen sonra hiç beklemeden, anne memesinin emilmesi refleks yolu ile anne beyninin “Hipotalamus” adı verilen kısmından “Oksltosin” adında bir hormon çıkartarak annesütünün salgılanmasını başlatır.
3. Halkımızın “Ağız Sütü” adını verdiği, ilk 3-4 gün içinde salgılanan Kolostrum’da bebeğin ağız-boğaz-mide ve barsak yüzeyini bir sıvağ halinde örten koruyucu maddeler (Sekretuvar IgA) çok yüksek oranda bulunmaktadır. Yaşamın ilk günlerinde bebeğin emdiği bu çok değerli, bir damlası bile boşa harcanmaması gereken ağız sütünde bol miktarda bulunan bu maddeler, bebeğin barsaklarmdan kana, oradan da üst solunum yollarına geçerek oralarda koruyucu bir örtü oluştururlar. Yaşamlarının ilk günlerinde zahmetli de olsa çok değerli ağız sütü ile beslenen bebekler Ineksütü İle beslenenlere oranla İshal ve solunum yolları hastalıklarından korunmuş olurlar. 4.Annesütü proteinlerinin sindirimi, şekeri, yağı, demiri, vitaminleri ve koruyucu maddeleri yönüyle, yaşamın İlk 4-6 ayında hiçbir ek besine gereksinme göstermeden yeterli ve eşsiz bir besindir.
5. Annesütünde bebeklerin şişmanlamalarını önleyen bazı maddeler bulunduğu gösterilmiştir.
6. Annesütünde mikropları öldürme yeteneği vardır. Gelişmekte olan ülkelerde annesütü İle beslenen bebeklerin hastalıklara yakalanmaları, kızamık ve ishalden ölümlerinin daha az olduğu izlenmiştir.

Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »

İLK İKİ YAŞTA SOSYAL İLİŞKİLER VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

By admin | Nisan 26, 2009

Yenidoğan bebek günün büyük bir kısmını (20-22) saatini uyuyarak geçirir. Tüm uyaranları beslenme ile sınırlıdır. Acıkma, emme, refleksleri, ağız hareketleri, hep beslenmeye yönelik yön refleksleri doyumların tümünü oluşturduğundan bu dönem ORAL (AĞIZ) dönemi olarak adlandırılır. Bebekler ilk üç haftayı doldurduklarında yakın çevresindeki kişilerle (Annesi-bakıcısı) göz göze ilişki kurmaya başlarlar. Tüm bebekler 1,5-3 ay arasında cansız bir model bile olsa ön cepheden gösterilen hareketli bütün insan figürlerine ayırım yapmaksızın gülümserler. Bu GÜLÜMSEME TEPKİSİ bebeğin biyolojik olgunlaşmasının başlangıcı ve ilk SOSYAL DAVRANIŞIDIR. Bebek 3-6 aylar arasında yakın çevre insanlarının yüzlerini, seslerini, sıcaklıklarını ve kokularını ayırt etmeye, tanımaya SEÇİCİ GÜLÜMSEMEYE ve yadırgamaya başlar. Anne-babayı tanır, onlardan ayrılınca ağlar.
İlk altı ay içinde tekrarlayan aşılardan önce bir ağlama tepkimesi göstermeyen bebeklerde bir yaşa doğru aşılar arası yakınsa ANIMSAMA AĞLAMALARI görülür. Bu yaşlarda annesinden ayrılmada karşı koymalar görülür.

Bebeklerin oral dönemdeki en önemli özelliği tümüyle annesine bağımlı olmasıdır. Onunla ilgilinen birisi olmazsa yaşayamaz, beslenemez yapacağı tek şey gereksinmelerini değişik tonlardaki ağlamalarla anlatmaya çalışmaktır. Açlık ve susama gibi biyolojik gereksinmelerinin karşılanmadığında bebekte hoşnutsuzluk duyguları belirir. Bu olay bebeğin duyduğu ilk yaşamsal endişe olarak bilinir. Anne ve babalar bebeklerine verdikleri bakım ve büyütme çabaları karşısında ilerde onlardan hiçbir beklentisi olmaz. Ebeveyn için çocuklarının bedensel ve ruhsal yönden sağlıklı olması bulunduğu çevreye herzaman iyi uyum sağlaması ve iyi bir gelişme göstermesi mutluluk kaynağı olur.
Yaşamın ikinci yılında süt çocuğunun oral döneminin, anneye bağımlılığının azalmaya başladığı, yürüyebildiği, yemeklerde seçme yaptığı, döke sepe de olsa suyunu bardaktan içmeye, yemeğini kaşıkla kendi yemeğe etrafta dolaşmaya kişiliğini ortaya koymaya başladığı dönemdir. Çevreye karşı ilginin artığı beslenmede dikkatin dağıldığı, beslenmede, uyumada, banyoda, giyimde direnmelerin başladığı dönemdir.
Bu evrede çocuklar denem yöntemi ile sıcak ile soğuğu, acı ile tatlıyı aşı olununca ağrı duyulacağını, sobaya dokulununca elinin yanacağıni, düşünce yine ağrı duyacağını, her defasında deneyerek öğrenir. Bu yaşlarda ev içinde dökülen kırılan olaylarda annesinin çok hoşlanmadığını, annesinin çantasının karıştırılmama-sının, buz dolabının kapısının açılmamasının gereği gibi sosyal ve kuramsal ilişkilerden sonuca varmanın eşiğinde olduğu izlenimlerinin edinildiği dönemdir. Bire bir ilişkide bulunduğu ençok güvendiği annesinden bazı olaylarda onun isteminin dışında “HAYIR’larm yer alması onu hayrete düşürür, direnmeye yol açar, ama ergeç bazı girişimlerinde annenin “EVET’nin alınmasının gereğini öğrenir.
Anne ile çocuk arasında sosyal yönden değişimleri temelini oluşturan ve bu döneme ait adını veren tuvalet eğitimi (ANAL DÖNEM)’dir. Anne çocuğunun çişinin geldiğini belli etmesini, kakasını oturağına yapmasını artık en azından gündüzleri altının bezlenmemesinin gereğini içtenlikle, sabırla aylar ve yıllar içinde, içtenlikle öğretir. Bu eğitim süresince çocuk ile anne yumuşak ilişkiler içinde olmalı, uyum sağlanmalı asla gerilmemeli ve zor kullanılmamalıdır. Başlangıçta anne çok hoş görülü olmalı, kilot ve pantolan ıslatılmaları yada kakalı olması halinde üzerinde durulmamalı, önemsenmemeli, çocuğun çok kötü bir iş, bir üretimde bulunduğu kanısı verilmemeli, bir dahaya daha erkenden davranılmasının gereği sevecenlikle söylenmeli, çiş-kakayı önceden haber vermelerde çocuğu övmeli, gururunu yükseltmelidir. Ancak gerek beslenmede, gerekse tuvalet eğitiminde asla aşırı cezalandırma ve ödüllendirmeye kalkışmamalıdır. Bu dönemde çocuktan beklenen kendisinden güçlü olan bir kişi ile nasıl sağlıklı ilişkide bulunacağını öğrenmesidir.

Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »

« Previous Entries Next Entries »