Bebekler neden kabızolur?
By admin | Nisan 27, 2009
Bebeklerde yaşamın ilk yılında anneleri uğraştıran bir sorun da Kabızlıktır. Kabızlık, geç, kuru ve sert kaka yapma halidir. Her bebeğin kendine göre, aldığı besinlere de bağlı olarak bir barsak hareket düzeni vardır. Gün aşırı ve hatta 3 günde bir normal kıvamda kaka yapan bebekleri kabız olarak nitelemek yanlıştır. Kabızlık çeken bebekler, 3-4 günde bir sert, kuru, kıvranarak, sancılı kaka yaparlar. Bu eylem sırasında makattaki çatlaklardan kanamalar olur. Bebeklerde görülen kabızlık, aşağıdaki nedenlere bağlı olabilir:
1. Dengesiz beslenme; yüksek protein, düşük şekerli ve nişastalı besinlerden oluşan bir diyetle beslenme, eksik sıvı ve az posalı besin alan bebeklerde kabızlık olağandır.
2. Hatalı tuvalet eğitimi ve ruhsal gerginlik halleri; çok erkenden başlanan tuvalet eğitiminde, katı yöntemlerin uygulanmasına direnme, kendini kabızlıkla gösterir.
3. Barsak tembelliği olanlarda;, bu hal D vitamini yetersizliğinde (Raşitizm) kalkan bezi (Tiroit) hormon yetersizliğine bağlı kreten bebeklerde ve B^-B2 vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkar.
4. Uzun süre lavman ve fitil kullanılan bebeklerde,
5. Doğumsal olarak makat darlığı bulunan bebeklerde, görülür.
Kabızlıkta sağıtma, nedene göredir. Diyet ayarlanır, bol posalı besinler ve bol sıvı verilir. Süt çocukluğu evresinde yulaf unu, muhallebi ve diyetteki şeker miktarının arttırılması sorunu çözer.
Yaşamın ilk yılında bebeklerde değişik mikroplara bağlı göz ihtihapları görülür. Bunlar arasında en önemlisi anne dölyatağından kaynaklanan bel soğukluğu mikrobunun oluşturduğu göz İltihabıdır.
Bu nedenle koruyucu olarak doğumda bebeklerin gözlerine gümüş nitratlı damla, steril serum fizyolojik veya sulandırılmış limon suyu da damlatılabilir.
Gözler devamlı olarak gözyaşı ile yıkanırlar. Gözyaşı salgısı doğumda yeterinci oluşur. Gözyaşı özel bir kanalla gözden buruna aktarılır. Bazen bu kanalda tıkanıklık ve iltihaplanmalar görülür. Antibiyotikli merhemler ve burnun gözpınarına yakın yerine, köke doğru masajlar yarar sağlar. Uzayan iltihaplı hallerde çocuk ve göz hekimine başvurmak gerekir.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Bebekler neden kusar?
By admin | Nisan 27, 2009
Kusmaya yaşamın ilk yılında, diğer evrelere oranla çok sık rastlanır. Kusma nedenleri de çok çeşitlidir. Kusmaların değerlendirilmesinde, bebeklerin yaşının önemi büyüktür.
Doğumdan ilk 24-48 saat içinde yenidoğan bebeğin kusmaları doğum şekline bağlı olarak, doğum eylemi süresince, anne kanalından geçerken yuttuğu bebeğin medisini aşırı derecede uyarıcı salgılar ve kanlı sıvılara bağlıdır. Bunlar kısa süreli, her bebekte görülen doğal ve zararsız kusmalardır. Yöne ilk günlerdeki kusmaları oluşturan bir diğer neden de, beslenme teknikleri ve gaz çıkarma yöntemlerinin iyi uygulanmamasıdır. Ufak yapılı düşük, doğum tartılı ve prematüre bebeklerde kusma ilk günlerde daha sık görülür. Bu tip kusmalar 1-2 çorba kaşığını geçmez.
Kusmalar, dalgınlık, ateş ve ishal gibi diğer belirtilerde eklenir ya da 2. ve 3. haftada bol miktarda ve fışkırır tarzda her beslenmeden sonra başgösteren kusmalarda, süre kaybetmeden, bir çocuk hekimine başvurmak yerinde olur.
Ayrıca, aşırı beslenme, yağlı besinler uzun süre sıcakta, güneş ışınlarının etkisinde kalınması, aşırı giyim, göbek bağının basıncı hep kusmaların sebebidir.
Yukarıda sayılan geçici nedenlere bağlı kusmaların yanında bebeğin yaşıyla ilgili olarak görülen kusmaların sindirim sisteminin başlangıcından sonuna dek değişik seviyelerdeki doğmalık, tam, kısmi daralma ve tıkanmalara, görevsel ve sinirsel düzensizliklere bağlı da oluşunu da dikkatte tutmak yerinde olur.
Bu nedenlerin dışında, üst, alt solunum yolları, orta kulak, merkezi sinir sistemi, mide-barsak ve idrar yollarının iltihabi hastalıkları ile kafa içinde .yer tutan kafa içi basıncını artıran urlar, (Tümörler) de birer kusma nedenidir. Bu nedenler, ortadan kaldırılınca kusmalar da durur. Hafif ve orta şiddetteki kusmalarda bebeğin iştahı yerinde ise ve tartıda kusmalara değin düzenli artmalar izleniyorsa kusmaları çok önemsenmemelidir. Bunlar kısa sürede bebeğin yaşı ilerledikçe kendiliğinden geçecektir. Kusan bir bebeğe, gelecek öğün saatine kadar besin vermemek yerinde olur.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Bebekler ve çocuklar neden ağlar?
By admin | Nisan 27, 2009
Bebeğin ağlaması ilk haftalarda ilk bebeklerde anneler için en önemli sorunlardan biridir. Çocuk normalde 3 nedenle ağlar;
a) Karnı açtır,
b) Gazı vardır,
c) Altı kirlidir.
Bu nedenleri giderilen bir bebek, başka bir sorunu yoksa ağlamamalıdır. Çeşitli nedenlerden dolayı ağlayan bebeğin ağlama tonu değişiklikler gösterir. Anneler aylar ilerledikçe bebeklerinin ağlama türünden hangi nedene bağlı olduğunu tahmin edebilirler. Bunun için uzun bir süre deneyim gerekir. Hatta birçok anneler; “bebeğim bu defa başka türlü ağlıyor, hiç böyle ağlamazdı. Mutlaka başka bir nedeni var…” diye hekime başvururlar.
Açlık ağlaması genellikle yeterince sütü gelmeyen annelerin bebeklerinde, beslenmeden 1,5-2 saat sonra uykudan uyanır uyanmaz başlar. Beslenince de diner. Bu halde ister annesütü ister ineksütü, ya da karışık beslenmede miktar ayarlanması sorunu çözer.
Gaz problemi de anneleri epeyce meşgul eder. Annesütü ile olsun, biberonla yapay beslenmede olsun, beslenme tekniğinde kural bebeğe beslenme süresinde fazla hava yutmasnı engellemek veya yutulan havanın düzenli aralar vererek bebeğin geğirtilmesi ile gaz çıkmasına yardımcı olmaktır.
İdrar ve kaka ile alt kirlenmesi, özellikle, sıcak ve nemli havalarda bebekleri çok huzursuz eder ve ağlamalara neden olur.
Genellikle yaşamın ilk üç yaşında saat 17-23 -arasında, periyodik ağlamalar görülür. Uzun süren huzursuzluk, yatak içinde kıpırdanmalar ve ağlamalar dikkati çeker. Bu olağan durum annelerin ilk bebeklerinde daha sıktır. Ağlama nöbetleri gece yarısına kadar uzayabilir. Kucağa alma, besleme bu ağlamaları azaltmaz. Ağlama nöbetleri esnasında bebeğin yüzü kızarır, el ve bacakları bedene çekilir.
Bu olayın etkenleri kesinlik kazanmamasına rağmen aşağıdaki nedenlerden bir ya da birkaçı sorumlu olabilir:
1. Deneyim kazanmamış anne-babaların yersiz heyecan ve endişelerinin bebeğe yansıması,
2. Açlık ve gaz yakınması,
3. Fazla ve özelikle şekerli besinlerin, sindirim kanalındaki mayalanması, sonucu gazların barsakta artması,
4. Besinlere karşı mide-barsak kanalında aşırı duyarlılık allerjij,
5. Bebeğin doğumsal olarak gergin ve hırçın bünyeye sahip oluşu.
Gaz sorununda bebeğin hava yutmasını engellemede, geğirmesine yardımcı olma yanında, havluya sarılmış, yakından kontrollü termoforun karına uygulanmasında yarar sağlanabilir. Gazlı bebek çok ağlıyorsa kısa bir süre için kucağına alınıp, gezdirilebilir. Sonra yine karınüstü yatırılır.
Beslenme ile ilgili sorunlarda esas nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin bebeğin ineksütüne karşı aşırı duyarlılığı varsa, süt biraz daha uzun süre kaynatılır. Bu hallerde bebeğe sessiz, sakin ortam sağlamanın da yararı olur. Anne ve babada eğer varsa gergin bir havanın giderilmesi de son derece önem taşır. Burada önemli olan gaz yakınmaları nedeniyle bebeğin ağlama ve kıvranmalarının süreğen olmayıp 3-5 hafta içinde çok azalacağının bilinmesidir. Bebeklerin büyük bir çoğunluğunda bu durum yaşamın 3. ayında kendiliğinden ortadan kalkar.
Bebek neden hıçkırır?
Bebeklerde ilk aylarda emzirme süresince, veya beslenmeden sonra hıçkırık nöbetleri görülür. Hıçkırıklar göğüs boşluğunu, karın boşluğundan- ayıran perdenin (Diyafragma) midedeki besin ve gazların basıncına bağlı, uyarılarak kasılması nedeniyle ortaya çıkar. Hıçkırıkların bebeğe hiçbir zararı yoktur. Bir tür haber verici, anneyi uyarıcı bir belirtidir. Uzun süren hallerde, emzirmeye ara verilerek bebek geğirtilir ve bir kaç kaşık ılık su ile hıçkırıklar giderilir.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Bebeklerde ilk yaş sorunları
By admin | Nisan 27, 2009
Yapılan araştırmalarda, sosyo ekonomik durumu iyi toplumlarda, yaşamın ilk haftasında ölüm oranlarının gelişmekteki ülkelere kıyasla daha düşük olmasına karşılık halen bir sorun olduğu ortaya konulmuştur. İlk ayda yitirilen bebek sayısı diğer 11 aya oranla ülkemizde tüm ülkelerden daha kabarıktır. Bebek ölümlerinde aylar ilarledikçe bir azalma dikkati çekmektedir. Ülkemizdeki durum ise; Devlet İstatistik Enstitüsü ve klinik araştırmaların verilerine göre çocuk yaşlarda yüksek bebek ölüm oranları 2. yaşın sonuna dek sürmektedir. Ülke genelinde yaşamın ilk yılında 1000 canlı doğumda ölüm oranı 55-60tır. Daha önce de belirlendiği gibi gelişmiş olan ülkelerde halen 5,5-6′larda seyretmektedir. Amaç 2000 yılına varmadan ülkemizdeki bebek ölümlerini binde 30-20′lerin altına indirmektir. Yaşamın ilk yılında bebek ölümlerini etkileyen birçok neden vardır.
Bunlar arasında:
1. Hamile annenin eğitim durumu,
2. Hamilelikte ve sonrasında ülke genelinde sağlık hizmetlerinden
yararlanma oranı,
3. Doğumların eğitilmiş melekeli sağlık personeli tarafından denetim altında yapılıp yapılmadığı,
4. Genel bütçeden Sağlık Sektörüne ayrılan mali kaynak,
5. Ülkenin, koruyucu hekimliğe ve temel halk sağlığı hizmetlerine verdiği önem,
6. Ana ve Çocuk Sağlığı örgütünün ülke düzeyinde etkinliği,
7. Bebek beslenmesinde izlenen yöntemler,
8. Ülke düzeyinde aşılama programları,
9. Ülkede fert başına düşen gelir,’ gibi etkenlerdir.
Bebekte görülen hangi sorunlarda çocuk hekiminin görüşünü almak gerekir? önce bunları özetleyelim:
1. Bebeğin artan iştahsızlığı ve besin almada direnmesi,
2. Normal tartısı artmakta olan bir bebekte, tartıda duraklama ya da tartısında uzunca bir süre beklenen değişikliğin izlenmemesi,
3. Sebepsiz dalgınlık ya da huzursuzluğun birbirini izlemesi,
4. Solunum hızının artması, burun kanatlarının solunuma katılması,
morarma,
5. Ateş yükselmesi,
6. Renk solukluğu, yüzün ve derinin kül rengine dönmesi, güç solunum ve endişeli yüz ifadesi,
7. Kusma,
8. İshal,
9. Şişlikler,
10. Sarılık
11. Kanamalar,
12. Havaleler’dir.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Koku duygusu
By admin | Nisan 27, 2009
Başka hiçbir duyumuz, hatıraları tetiklemekte koku kadar etkili değildir. Kokularla kendinizi daha mutlu, daha sakin ve daha seksi hissedebilirsiniz.
PaHwn şaşırtıcı bir çağrışım gücüne sahiptir Ve yine şaşırtıcı derecede kışkırtıcı alabilir. Kimbilir kaç kere burnunuza gelen bir kokunun size neyi hatırlattığını bulmak için kafanızın içinde yıllarca geriye gitmişsin izdir.
Bunun nedeni, “koku hafızamızın” beynin limbik sisteminde, cinsel ve duygusal tepkilerimizin yam sıra, açlık ve susuzluk gibi dürtüleri kontrol eden bölgesinde yer almasıdır. Kokulara neden ihtiyaç duyduğumuza gelince:
KOKULAR DUYGU DURUMUNUZU İYİLEŞTİREDİLİR
Uzmanlar, sekiz ayrı duygu durumumuzun kokudan etkilendiğini söylüyor. Güzel kokular, stres, kayıtsızlık, asabiyet ve çöküntü duygularına iyi gelebilir ve mutluluk, gevşeme, heyecan ve tensellik gibi olumlu duygulan artırabilir. Örneğin lavanta sakinleştiricidir. Buna karşılık İngiliz nanesi bizi uyarabilir ve zihinsel enerjiyi güçlendirebilir. Araştırmalar, vanilya kokusunun, tıbbi tesüerden geçen hastalan yatıştınp sakinleştirebildiğini göstermiştir.
Bir daveti ya da özel bir buluşmayı unutulmaz kılmak istiyorsanız, parfümünüzü unutmayın. İnsanların bir kokuyu bir yıl sonra yüzde 65 doğrulukla hatırlayabildiği biliniyor—bu da, resim hafızasından daha güçlü bir hafıza demek. Birazcık parfümle ya da kokulu bir mumla, geçmişteki bir anıyı yeniden canlandırabilirsiniz.
KOKULAR SİZİ DAHA BAŞARILI YAPABİLİR
Parfüm sadece bir moda aksesuvan ya da bir afrodizyak olarak görülmemeli (gerçi, oraya da geleceğiz). Güzel kokular yaratıcılığı artırabilir, insanları daha yardıma hazır hale getirebilir, sorun çözümünü ve mantıksal düşünceyi güçlendirebilir. Dolayısıyla, işe giderken parfüm sürmeniz şart!
KOKULAR SİZİ BAŞTAN ÇIKARABİLİR
Peki o seksi, davetkâr parfümlerin içinde neler’ var? En baştan çıkarıcı kokuların birçoğunda gevşetici, tenselliği artırıcı olduğu ve insana kendini daha muüu hissettirebildiği söylenen sümbülteber çiçeği vardır. Çok kullanılan bir başka koku da sümbüldür. Sümbülün olumsuz duygu durumlarım ortadan kaldırabildiği ve mutluluğu, tenselliği, gevşeme ve canlanmayı destekleyebildiği görülmüştür.
Başka “yıldız” kokular arasında yasemin, kananga (ylang-ylang), paçuli, sandal ağacı, gül, kakule, sedir ağacı, tarçın ve adaçayı sayılabilir. Bunlann hepsi de afrodizyak olarak bilinir ve bu yüzden de parfümeriler bunları kullanarak harika karışımlar ortaya çıkarmaktan hiç vazgeçmezler.
KOKULAR SİZE CAZİBE KATABİLİR
Koku uzmanları, cinsel çekimin, insanların birbirlerinin feromon moleküllerine verdikleri tepkiyle yakından ilişkili olduğunu uzun süredir biliyor. Hatta, sadece kokuya dayanarak, birkaç saniye içinde birbirimiz hakkında bir karara varabiliyoruz.
Bir araştırmada, katılımcıların yüzde 51 ‘i, karşı cins için daha çekici olmak amacıyla parfüm kullandıklarını söylemiş. Kadınlar kokulardan etkilenmeye daha açıktır ve koku duygumuz, hormon faaliyeti nedeniyle, âdet döngümüzün ilk yansı boyunca daha güçlüdür. Doğurganlığımızın tepeye çıktığı yumurtlama sırasmda, koku duygumuz da en yüksek noktaya çıkar.
KOKU ERKEKLERİ BAYANILMAZ KILABİLİR
Bazı kadınlar “doğal” olanı tercih eder. Bununla birlikte, partnerinizi aftershave kullanmaya razı etmeye çalışıyorsanız, ona erkek parfümlerinin kadınlarda cinsel uyarımı artırdığını söyleyin. Bir araştırmada, haz verici bir erotik deneyim hayal ederken popüler bir erkek kolonyası koklayan kadınların cinsel açıdan, bir kadın kolonyası kokladıklan ya da hiç koklamadıklan duruma göre, daha çok uyarıldıkları görülmüş. Bunu duyunca partneriniz, o eski Old Spice şişesini dolaptan hemen çıkaracaktır!
Bir araştırmada katılımcı kadınların yüzde 68′i, kendilerini daha iyi hissetmek için parfüm kullandıklarını söylemiş. Parfümden en iyi yararı sağlamak için aşınya kaçmamaya bakın. Vücudunuza biraz eau de toilette püskürterek başlayın. Sonra, hep dedikleri gibi, nerenizden öpülmek istiyorsamz, oraya da azıcık parfüm sıkın. En iyi yerler, bileklerinizin ve köprücük kemiklerinizin üstüdür, ancak kulaklarınızın arkasına asla parfüm sıkmayın araştırmaların söylediğine göre, buradaki yağ bezleri tarafından üretilen yağlar, parfümün etkisini bozabiliyor. Kokuyla denemeler yapın. Özel günler için sakladığınız o güzel vücut kremlerini kutusundan çıkarın ve onları her gün kullanın. Ancak kokuları karıştırmayın. Deodorantta ve vücut kremlerinde aym kokuyu seçin. Oda kokusunu ve kokulu mumları deneyin, hoşunuza gidip gitmediğine bakın.
Soru: Seksi bir tanrıça gibi kokmak için hangi parfümleri tercih etmeliyim?
Cevap: Size kendinizi iyi hissettirecek her parfüm cazibenize katkıda
bulunacaktır. Yalnız, biraz “sert” bir kokuya fazlaca bulanıp sonra da baş ağrısı çekmemeye dikkat edin. En iyisi tenselliği uyaran, ama çok da ağır olmayan yarı oryantal kokulardan şaşmamaktır. Guerlain’den L’Heure Bleu, Hugo Boss’tan Deep Red ve Jean Desprez’den Bal a Versailles’ı deneyin. Giorgio Beverly Hills G’yi de deneyebilirsiniz beyaz sümbül içeren çiçeğimsi ve meyvemsi bir kokudur ve afrodizyak özellikleriyle bilinir!
Soru: Hassas bir cildim var ve parfümden kötü etkilenebiliyor. Kaşınmadan güzel kokmak için ne yapabilirim?
Cevap: Parfümü doğrudan teninize sıkmak yerine, giysilerinizin kol ağızlarına, paçalarına ve yakalarına sıkabilirsiniz. Ancak, açık renklere dikkat edin, bazı parfümler leke bırakabilir. Bir başka seçenek de, parfümünüzü havaya sıkmak, sonra da o nefis kokulu çisentinin içine yürümektir.
Soru: Kokuların kadınları erkeklerin gözüne daha ince gösterebildiğini duymuştum. Bunda gerçek payı var mı?
Cevap: Çok tuhaf ama, çiçek-baharat karışımı kokuların bunu gerçekten
yapabildiği araştırmalarla gösterilmiş. Rouge Hermes ve Calvin Klein Obsession bu koku ailesindendir. Deneyin, görün . . .
Topics: Güzellik ve Bakım | No Comments »
Düzgün Duruş Yöntemleri
By admin | Nisan 27, 2009
Duruşla ilgili önemli noktalar
Vücudunuzu taşıyış biçiminiz, sizi daha uzun boylu, daha ince ve daha güvenli gösterebilir. Omuzlar geriye hanımlar.Şu günlerde, başınızın üstüne bir kitap koyup, bir linin içinde zarif adımlarla yürümeniz, duruşunuzu düzeltmenize yeterdi. Oysa günümüzde iyi bir duruş için tamamen daha atletik bir çaba gerekiyor.
İyi bir duruşun anahtarı, vücudunuzu saran kasları, ya da başka bir deyişle, vücudun doğal korsesini güçlendirmektir. Tam da bu kasların güçlendirilmesi üzerine kurulu olduğu için, Pilates, karnı düzleştirmeye, duruşu düzeltmeye yarayan en iyi beden disiplinidir. Karın, sırt ve alt pelvis kaslarınızı güçlendirmek cinsel işlev ve tepkiyi de amrabildiğinden, Pilates aynı zamanda iyi bir libido uyarıcı da olabilir.
“Fermuarı çek ve sıkıştır” adlı Pilates egzersizi, kolay ama etkili bir duruş düzelticidir. Pantolon fermuarınızı ya da düğmelerini her kapatışınızda, alt karın kaslarınızı arkaya, omurganıza doğru çekerken, pelvis taban kaslarınızı da içinize çekin. Bunu yaptığınızda, karın kaslarınızın en derindeki katmanını çalıştırmış olursunuz. Aslında bu egzersizi her yerde yapabilirsiniz ve karnınızı sıkıştırmakta çömelme harekederinden bile daha etkilidir.
Çok mu oturdunuz? Bu egzersizle kötü duruşun etkilerini karşılayın. Elleriniz ve dizlerinizin üzerinde durun. Ağırlığınız eşit dağılmış, elleriniz ve dizleriniz arasındaki mesafe de omuz genişliğiniz kadar olsun. Sağ elinizi kullanarak sol dizinizi göğsünüze doğru çekin ve aynı anda başınızı da göğsünüze doğru kıvırın. Yavaş yavaş doğrulurken, sol bacağınızı ve sağ elinizi yere paralel oluncaya kadar uzatın; sırtınız düz bir çizgide olsun. Sol dizinizi ve sağ elinizi başlangıç pozisyonundakinden biraz daha öne koyduktan sonra, aynı hareketi diğer kol ve bacakla tekrarlayın. Beş tam tekrar yapın; hareketi doğru yaptıysanız, yerde yana doğru ilerlediğinizi göreceksiniz.
“UZUN BOYLU” DURUN
Başınızın ortasından sizi yukarı çeken bir ip hayal edin. Yürürken, otururken ya da ayakta dururken, “uzunum diye düşünün” ve bu ipin sizi hafifçe yukarı doğru çekişini “hissedin.” Midenizi içinize çekmiş olmalısınız. Omuzlarınızı gevşetip arkaya doğru bırakın. Kasıldıklarım hissettiğinizde, omuzlarınızı elinizden geldiği kadar birbirine ve yukarıya doğru sıkıştırarak, kulaklarınıza doğru kaldırın çok abartılı bir biçimde omuz silker gibi. Sonra bırakın ve o gerilimin çözülüşünü hissedin. Sırtınızda kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırmayı deneyin, bu, omuzlarınızı geride tutmanın çok iyi bir yoludur.
Pelvisi olabildiğince serbest bir konuma getirin ve belinizi “uzun” tutun. Göğüs kafesinizin kalçalarınıza doğru “yığılmasına” izin vermeyin.
Ayakta dururken, dizlerinizin gevşek olmasına dikkat edin. Dizlerinizi kilitlerseniz omurganız arkaya doğru gerilir ve tüm bedeniniz dengesini kaybeder. Ayrıca, her bir ayağımza eşit miktarda ağırlık yüklemeye dikkat edin. Bir ayağımza diğerinden daha fazla ağırlık yükleyerek ya da bir ayağımz dönük olarak durursanız, çarpık bir görüntü verirsiniz. Çenenizi yere paralel tutun.
Duruşla ilgili noktalar
iyi bir duruşun yanına, bedene iyi oturan bir sutyeni ve göğüs kaslarını sıkıştırıcı birkaç temel hareketi de koyarsanız, sarkmış göğüsleri dönüşüme uğratabilirsiniz.
DİK OTURUN
Sandalyenin ucuna oturun ve tümüyle gevşeyin. Yavaş yavaş doğrulun ve sırtınızı arkaya doğru gerebildiğiniz kadar gerin. Birkaç saniye durun ve sonra omurganızı hafifçe (10 derece kadar) serbest bırakın. Bu iyi bir
oturma pozisyonudur. Sırtınızın düz, omuzlarınızın geride olmasına
dikkat edin. Baseniniz sandalyenin arkasına dayanmalıdır. Omurganızdaki doğal kavisleri korumak için, rulo yapılmış küçük bir havludan ya da rulo biçimli bir bel minderinden yararlanabilirsiniz. Ağırlığınızı iki kalçanıza eşit olarak dağıtın. Dizleriniz dik bir açıyla bükülsün ve kalçalarınızdan çok az yüksekte dursun. Asla bacak bacak üstüne atmayın.
Aynı pozisyonda otuz dakikadan daha uzun süre oturmamaya çalışın.
İşyerinde sandalye yüksekliğinizi ve masanızı, bilgisayar ekranına yakın
oturabileceğiniz ve ekranı kendinize doğru kaldırabileceğiniz şekilde ayarlayın. Dirsek ve kollarınızı sandalyenize ya da masanıza koyun ve omuzlarınızı gevşek bırakmaya dikkat edin.
KARIN KASLARINIZI GÜÇLENDİRİN
Elleriniz ve dizlerinizin üzerinde durun. Nefes verirken, sağ kolunuzu ve sol bacağınızı, l gövdenizle aym seviyeye gelinceye kadar havaya kaldırın. Kalçalarınızı aynı hizada tutun ve boynunuz gövdenizle aym doğrultuda olacak şekilde aşağıya balan. Kann kaslarınızı sıkın, ama pelvisi içeriye çevirmeyin ve kalçanızı çıkarmayın. Pelvis taban kaslarınızı içeri çekin ve göbek deliğinizi arkaya, omurganıza doğru çekin. Yavaşça başa dönün ve diğer tarafta tekrarlayın. Her bir tarafta sekiz tekrardan oluşan iki set yapın.
Soru: Bütün gün masa başında oturuyorum ve duruşumun bundan zarar gördüğünü biliyorum. İşyerinde oturuşumu nasıl iyileştirebilirim?
Cevap: Çoğumuz saatlerce hareket etmeden oturuyoruz ve bu da
omurgamıza yük bindirerek bizi kambur durmaya zorluyor. Ayakta durmayı gerektiren işler bile, duruşumuza zarar verebiliyor, iş yerindeki oturma ergonominizin doğru olmasına dikkat edin. Yirmi dakikada bir ayağa kalkıp esneme hareketleri yapın ve oturuşunuzu değiştirin. Kollarınızı esnermiş gibi iki yana açın ve iyice arkaya yaslanın. Kollarınızı açabildiğiniz kadar açın ve bu durumda kalabildiğiniz kadar kalın. Yaklaşık yirmi dakikada bir tekrarlayın.
Soru: Araba kullanırken en iyi oturuş biçimi nedir? Her gün arabada saatler geçiriyorum.
Cevap: Belinizin desteklenmiş olmasına dikkat edin ve her zaman
kalçalarınızı araba koltuğunun en dibine kadar itin. Bel oyuğunuzu destekleyecek şekilde koltuğu direksiyona yaklaştırın. Gerekirse, rulo yapılmış bir havlu gibi bir bel desteği kullanın. Araba koltuğu direksiyona, pedallere uzanırken bacaklarınızın bükük kalmasına izin verecek kadar yakın olmalıdır. Dinlenirken, dizleriniz kalçalarınızla aynı seviyede ya da ondan biraz daha yüksek olmalıdır.
33
Topics: Sağlık Bilgileri | 1 Comment »
Aromaterapi
By admin | Nisan 27, 2009
Sakinleşmek, ruhunuzu canlandırmak ve kendinizi “güzel” hissetmek istiyorsanız, koku gibisi yoktur. Peki ama ne zaman, hangi koku?
Bir spa merkezine girdiğinizde, sizi harika bir kokular senfonisi karsılar. kokular, her nasılca, daha soyunup uzanmamıza kalmadan bizi sakinleştirir, kendimizi daha dengeli, daha güzel hissetmemizi sağlar. Kokular sağaltıcı, canlandırıcı ve dengeleyici olabilir. Uzun ve zor bir günün sonunda, bir aromaterapi masajı ya da bir yüz maskesinin bizi bu kadar rahadatmasının nedeni belki de budur. Neyse ki, aromaterapinin gücünden, bir masaj uzmanı olmadan da, kendi yatak odanızın rahatlığı içinde yararlanabilirsiniz. Birkaç mum, birkaç öz yağ ve bir şişe de taşıyıcı yağ yeterli. Aromaterapi, sağlığı ve esenliği artırmak için bitkilerden elde edilen yağları kullanan çok eski bir terapidir. Öz yağların çeşidi sağaltıcı özellikleri vardır ve migrenden strese, uykusuzluktan akneye kadar fiziksel ve psikolojik birçok rahatsızlığın giderilmesinde kullanılırlar. Aromaterapi doğumda bile işe yarar; ben de doğum sancısı çekerken tam bir jişe lavantanın dibine inmiştim. Şimdi ne zaman lavanta kokusu alsam, yere çömelip bağırasım geliyor!
Tatile çıkarken bavulunuza biraz Hint limonu koyun. Hint limonu uçuş yorgunluğuna bire birdir, cildinizi sıkılaştırmaya yardım eder, sinek kovucu olarak kullanılabilir ve doğal bir deodoranttır! Üstelik canlandırıcı ve uyarıcı etkisi de vardır.
Lokal olarak bir masaj sırasında ya da bir aromaterapi banyosunda kullanıldığında, öz yağların içindeki moleküller derinin içinden geçer, vücudun dolaşım sistemine ulaşır ve işe koyulmak üzere ihtiyaç duyulan yerlere gönderilirler. Bazı yağlar çok güçlü olabilir; epilepsiniz ya da yüksek tansiyonunuz varsa, hamilelik sırasında bunların birçoğundan uzak durmanız gerekir.
Bir kokuyu içinize çektiğinizde, beyindeki limbik sisteme mesajlar gönderilir. Beyniniz de, vücudu rahatlatıcı ya da canlandıncı kimyasallar salgılayarak buna karşılık verir. (Benim beynime giden mesaj sanırım şuydu: “Bu kadar hippi zırvalığı yeter, beni hemen epidurale alın.” Ne yazık ki, bu mesaja aldıran olmadı.)
YAĞLARIN KULLANIMI
Bir kâğıt mendile bir-iki damla damlatın ve koklayın.
Aromaterapi mumlan yakın ya da öz yağlan bir aroma halkasında (yanan bir ampulün üzerine koyarak kullanılır) ya da bir aromaterapi kabında yakın.
Bir aromaterapi banyosuna gömülün. Dört-altı damla arası yeterlidir, ama yağın yayılmasını kolaylaştırmak için banyo suyunuza bir-iki damla süt ya da votka ekleyin (yağları saf olarak cildin üzerinde kullanmak cildi tahriş edebilir ve bazı yağların istenmeyen yan etkileri olabilir).
Bir buhar banyosunu deneyin. Kaynar su dolu bir kaba birkaç damla yağ damlatın, başınıza bir havlu örtün ve birkaç dakika buhan içinize çekin.
Kendinize (ya da bir başkasma) bir tam vücut masajı yapın. Bunun için, yaklaşık altı damla öz yağı, üzüm çekirdeği, tatlı badem, soya, şeftali çekirdeği ya da kayısı çekirdeği gibi bir taşıyıcı yağın dört tatlı kaşığı kadarıyla (yaklaşık 20 mi.) karıştırın.
YAĞLARLA İÇERİDEN VE DIŞARIDAN IŞILDAYIN
Cildiniz için
Cildiniz kuruysa, banyo suyunuza atlas sediri, gül, sardunya ya da sandal ağacı ekleyin. Ayrıca, bu yağlarla buhar banyosunu da deneyin. San papatya ve gül ağacı hassas cilder için iyidir. Güneş yanıklan için, banyo suyunuza birkaç damla yasemin, lavanta, gül ya da sardunya ekleyin.
Cizellik uykusu
Bergamot, selvi, yasemin, mersin, gül, güve otu (vetiver) ve kananga, gevşemenize ve daha iyi uyumanıza yardım edebilir. Banyonuza birkaç damla damlatın ya da yatmaya hazırlanırken bu yağları yatak odanızda yalan (uyumadan önce söndürmeyi unutmaym!).
Akşamdan kaldıysanız
Alkolü fazla kaçırdığınızda, kendinizi berbat hissetmekle kalmaz, bir o kadar da berbat görünürsünüz. Sardunya, lavanta, portakal çiçeği, zencefil ya da misket limonu gibi öz yağlarla kendinizi canlandınn. Bunları banyonuza ekleyin, bir aromaterapi kabmda yakın ya da bir kâse sıcak suyun içine birkaç damla damlatıp, zonklayan alnınıza bir bezle kompres yapın.
Harika saçlar
Yağ üretimini düzenlemek için, yağlı saçlan bir
aromaterapi karışımıyla kontrol altına alın.
Adaçayı, limon, çay ağacı ve selvi bu amaca uygun
yağlar arasındadır. Bir taşıyıcı yağa birkaç damla
damlatın, saçınıza masajla yedirin ve sonra
durulayın. Kurumuş saçlan nemlendirmek için, bir
taşıyıcı yağa bir-iki damla Roma papatyası, lavanta ya da biberiye damlatıp masajla saçınıza yedirin. Bir gece saçınızda kalsın, sabah yıkayın.
Soru: Cilt sorunları yaşıyorum. Yardımcı olacak yağlar önerebilir misiniz?
Cevap: Çay ağacı yağı çok iyi bir antiseptik ve antibiyotiktir. Avustralya’da yetişen bir ağaçtan elde edilir ve Aborijinler tarafından yüzyıllardır yaraları iyileştirmekte kullanılmıştır. Saf halinde kullanabileceğiniz birkaç öz yağdan biridir. Çantanızda biraz bulundurun ve temiz bir parmakla ya da bir pamukla sorunlu yerlere sürün.
Soru: Seliilit belasına karşı etkili olabilen yağlar var mı?
Cevap: Aslında, evet. Sedir ağacının lenf dolaşımını artırdığı söylenir, bu yüzden vücudun su tutmasını önlemeye yardım eder. Ayrıca, yağların parçalanmasını hızlandırmakta da işe yarar. Selvi sıvı dengesini düzenlemeye, sardunya da kan dolaşımını hızlandırmaya yardım eder. Banyo suyunuza birkaç damla damlatmayı ya da, birkaç damla taşıyıcı yağ ile karıştırarak kalça ve basenlerinize biraz masaj yapmayı deneyin.
Soru: Aromaterapi kilo vermeme yardım edebilir mi?
Cevap: Duruma bağlı. Stres altında olduğunuz için fazla yiyorsanız,
rahatlatıcı özelliklere sahip lavanta, portakal çiçeği, civanperçemi gibi yağları koklamak gevşeyip rahatlamanıza yardımcı olabilir. Bazı yağların iştah kapayıcı özellikleri vardır; aklınıza bisküvi kutusu, geldiğinde, paçuli koklamayı deneyin. Greyfurt uyarıcı ve canlandırıcıdır; bir iki fırt koklarsanız, bisküvi kutusu yerine biraz egzersiz için eşofman çekmecenize yönelebilirsiniz.
Topics: Güzellik ve Bakım | No Comments »