Kızamıkçık
By admin | Nisan 27, 2009
Kızamıkçık: Kızamıkçık hastalığı özgü bir virüsle meydana gelir. Kızamıktaki gibi ön belirtiler ya hiç yoktur, ya da çok azdır. Kızamıkçık, hastalığa yakalanan kişide, ömür boyu süren bağışıklık sağlar. Kızamıkçık geçiren bir annenin bebeği, genellikle, yaşamın ilk 6-8 ayında bu hastalığa yakalanmaz. Burada kısaca yaşam sonu özellikle bir yaştan sonra ortaya çıkan kızamıkçık hastalığından kısaca ve özellikle kızamıkçık geçirmemiş hamile annelerde oluşan doğumsal kızamıkçık olayından söz edilecektir.
Kızamıkçık, kızamık gibi önce yüzde, kulak arkasından başlayan ve başladığı yerden solan ve sonra kollara, bedene ve bacaklara yayılan hafif pembe döküntülerle kendini belli eder. Ancak bundan sonra hekim tarafndan muayenede döküntülerden daha önce ortaya çıkmış, ailenin fark etmediği boyun, ense ve kulak arkası lenf bezlerinin ve hatta dalak büyüklüğünün varlığı ile klinik olarak ön tanıya varılır. Kesin tanı ancak virüs ayrımı ve hastalığa özgü özel kan testleri ile konabilir. Çoğu kez bunlara gerek kalmaz.
özellikle ilk yaştan sonra ortaya çıkan kızamıkçık hiçbir sağıtmaya gerek bırakmadan, sıklıkla ailenin hiç dikkatini çekmeden kendiliğinden geçer. Kızamıkçık, kızamık gibi geçirildiği belleklerde yer etmediğinden, anne ve anne adayları ve hamileler bu hastalığı geçirip geçirmediklerini bilmemektedirler. 1969-1970′lerde tarafımızdan yapılmış bir çalışmada 300 kişilik anne ve anne adaylarından sadece bir kişi kızamıkçık geçirmediğini bildirmiş, bu kişinin kan testleri, kızamıkçığa karşı bağışık olduğunu ve hastalığı geçirdiğini ortaya koymuştur.
Kızamıkçık hastalığını geçirmemiş hamileler, bu hastalıkla hamileliklerinin ilk 3 ayında karşılaşırlarsa, hastalık etkenleri (virüsler) plazenta yoluyla anne rahminde büyüyen, gelişen ve organ taslaklarının oluşma sürecindeki yavruyu (embriyo) etkileyerek doğumsal anormalliklere neden olmaktadır. Bu olaya “doğumsal kızamıkçık sendromu” adı verilmektedir. Doğumsal kızamıkçık sendromunda yer alan istenmeyen olaylar şöyle özetlenebilir:
- Büyüme ve gelişmede gerilik,
- Prematürelik,
- ölüdoğum ve düşükler,
- Zeka gerilikleri-Mikrosefali,’
- Katarakt,
• Kalp anormallikleri, -Sağırlık,
- Hepatit,
- Kanamalar.
Bu nedenle anne adaylarının ve hamilelerin kızamıkçık hastalığına karşı dirençli olup olmadıklarını bilmek doğumsal kızamıkçık anormalliklerini önlemede ve gelecekteki aşılama programlarını düzenleme açısından önem kazanmaktadır.
Kızamıkçığa duyarlı, yani hastalığı geçirmemiş bir hamile annenin yukarıda belirlenen doğumsal anomalili bebek doğurma riski;
a) Hamileliğin ilk 4 haftasındaki temaslarda % 30-50
b) Hamileliğin ilk 5, ve 8, haftasındaki temaslarda % 25′dir.
c) Hamileliğin 13. ve 16. haftadan (3. ve 4. aydan) sonraki temaslarda ise, sadece “sağırlık” riski vardır.
Kazamıkçığa bağlı “Anormal Bebek” doğurmayı nasıl önleyebiliriz?
Bugün dünyada doğumsal kızamıkçık hastalığının neden olduğu anormallikleri önlemede üç yöntem uygulanmaktadır.
1. Aktif Bağ ışıklama (Aşılama).
2. Pasif Bağışıklama (Human Immun Gammaglobülin Enjeksiyonları).
3. Tıbbi düşük.
1. Kızamıkçığa karşı aktif bağ ışıklamada, iki türlü aşılama yöntemi uygulanmaktadır. Bunlardan ilki 1-12 yaş arasındaki kız-erkek tüm çocukları aşılama, diğeri ise doğurgan yaşa gelmiş anne ve anne anne adaylarının kızamıkçığa karşı direnç durumlarnın özel testlerle belirleyerek, hastalığa duyarlı olanları hamilelikleri dışında aşılamaya almaktır.
Gelişmiş ülkelerde 1969′lardan bu yana tekli veya karma olarak (Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık) uygulanan virüs aşlarından ülkemizde bugün çocuk felci ve kızamığın dışında, diğerleri halen yaygın olarak uygulamaya konulamamıştır. Ancak yurt dışından özel olarak ithal edilen bu aşılar ferdi ve çok sınırlı olarak yapılmaktadır.
2. Pasif bağışıklamada Human immun Globülinin kızamıkçık hastalığında klinik görünümleri baskıladığı, hastalık sürecinde hastalık etkenlerinin ayımını önleyemediği bilinmesine karşın kızamıkçıktı bir hasta ile temasa gelmiş bir hamile anne ve temastan hemen sonra 20 mi. Gammagiobülinin adale içine enjeksiyonu halen öğütlenmektedir.
3. Doğumsal kızamıkçık’ın neden olduğu anomalili bir bebek doğurma ihtimali karşısında diğer bir yöntemde hamile annenin, hastalığı geçirmediğini, temastan sonra hastalandığını ve rahmindeki bebeğin hastalığı aldığını göstermek ve tıbbi düşüğe başvurmaktır.
Kızamıkçık hastalığını geçirenlerde bu hastalığa özgü bağışık cisimler (antikorlar) oluşur. Özel kan testleri ile kızamıkçığa özgü antikorları saptamakla hamile annenin hastalığa dirençli ya da duyarlı olduğunu, hastalığın bebeğe geçtini ortaya koymak olasıdır. Kızamıkçık antikorları bugün ülkemizde Merkez Refik Saydam Enstitüsü ve gelişmiş üniversitelerimizin laboratuvarlarında belirlenmektedir. Kızamıkçıklı bir hasta ile tamasa gelmiş hamile bir anne, vakit geçirmeden 3 hafta ara ile alınacak kan örneklerinde koruyucu antikorların belirlenmesini ve sonucunun yorumlanmasını hekiminden istemelidir. Yapılan araştırmalar alınan kan örneklerinde kızamıkçık antikorlarının ülkemizin en sıcak yörelerinde bile bozulmadan bir hafta gibi bir sürede saklanabildiğin! göstermektedir.
Eğer hamile anneden alınan başlangıç ve nekahat kan örnekleri arasında koruyucu antikor oranları arasında 4-6 kat yükseklik saptanırsa anne büyük bir olasılıkla kızamıkçık hastalığını almış ve rahmindeki gelişmekteki yavrusu risk altındadır. Bu durumda aile, kadın-doğum ve çocukhekiml bir araya gelerek tıbbi düşüğe karar verirler.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Kızamık
By admin | Nisan 27, 2009
Kızamık: Çocukluk çağında en sık rastlanan ve vücut direncini azaltan bir hastalıktır. Anne kızamık geçirmişse, kızamık hastalığı kişide yaşam boyu koruyucu etkisini sürdürdüğü için, kızamık geçirmiş annenin bebeği de, yaşamın ilk 6. ayında, hamilelikte bebeğe geçmiş geçici koruyucu maddeler nedeniyle kızamığa yakalanmaz.
Kızamık, kişiye aksırık, öksürükle havaya yayılan damlacıklar içinde kızamık mikropları ile bulaşır. Kızamıkta kuluçka devri 10-14 gündür. Kızamık sonbahar ve kış aylarında daha çok görülür.
Kızamık, ateş, öksürük, nezle, gözlerin yaşarması ve kızarması ile başlar.
Öksürükler artar, ses kısıklığı izlenir. Bu hal 3-4 gün sürer. Hastaların ağızlarında, yanak içinde azı dişlerin hizasında kırmızı zemin üzerinde, süt pıhtıları gibi, nokta halinde kızamığa özgü “Koplik” lekeleri görülür. Bunu takiben, yüzde, kulak arkalarında, boyunda, ensede, kollarda ve göğüstü tipik kızamık döküntüleri ortaya çıkar. Yüzden başlayan lekeler 3 günde ayaklara kadar ulaşır. Döküntülerden sonra ateşle düşme görülür. Boyun ve yüzdeki döküntüler birbiri ile birleşir. Üçüncü günden itibaren döküntüler solmaya başlar. Döküntülerden sonra halen yüksek ateşin devamı ya da tekrar yükselmesi araya bir başka olayın girdiğini belirler.
Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenen kırsal alanda, olumsuz çevre koşullarındaki çocuklarımızda kızamık vücut direncini ciddi bir şekilde azaltarak zatürrelere, orta kulak ve beyin dokusu iltihaplarına neden olmaktadır.
Kızamıkta etkene göre bir sağıtma yoktur. Diğer bir deyişle eldeki ilaçlarla kızamık virüsünü etkilemek mümkün değildir. Ancak direnci kırılmış bir bebekte kızamığın etkisiyle de ortakulak iltihapları, zatürreler oluşmuşsa bunlar uygun antibiyotiklerle tedaviye alınması doğaldır.
Kızamıklı bir çocuğun tedavisi bakımı nasıl sağlanır?
Kızamıkta tedaviden çok, bakım önemlidir. Kızamıklı bebek, aydınlık, güneş görür ve sık havalandırılan bir odada bakıma alınmalıdır. Yüksek ateşli kızamık döküntüleri başlamış bir hastayı “kızamığı çabuk döksün ve içine batmasın” İnancı İle haddinden fazla sıcak tutmak; üstünü çok örtmek ocak başında, soba ya da kalorifer yanında yatırmak, son derece sakıncalıdır. Bu hal yangını körükle engellemeye benzer. Böyle hallerde yüksek ateşe bağlı havale nöbetleri, beyinde geri döşünü olmayan zedelenmelere sebep olur. Bu durumlarda bebekler hafif giydirilmeli, beden ısıları 39°C”nın altında tutulmalı, ateş düşürücü olarak belli aralıklarla aspirin verilmelidir. Ülkemizin kırsal kesiminde halen uygulanagelen “Kızamıkta ilaç verilmez, aksi halde kızamık İçine batar…” inancının artık bilimsel hiç bir geçerliliği yoktur. Bir bünyeye kızamık virüsü (Mikrobu) girdi ise, kızamık hastalığını geri döndürecek bir ilaç, yol ve yöntem yoktur. Ancak kızamıklı bir hasta ile temasa gelmiş kızamık geçirmemiş hassas bebeklere, kuluçka süresi içinde (10-14 gün) kızamığa özgü Gammaglobülin denilen geçici koruyucu ürünler iğne şeklinde verilirse, kızamık önlenebilir ya da bebek hafif bir kızamık çıkarır.
Kızamıklı bebeklerin beslenmesi de ayrıca önem taşır. Meyve sulan, süt, ayran, çorbalar, püreler, yoğurt başlıca destek sağlayan besinlerdir. Hekim olarak öğüdümüz eğer bebek ve çocuk istemli ise, Kızamık şekeri hariç herşeyl yiyebileceğidir.
Bebekliğinde ya da ileri yaşlarda kızamık geçirmiş bir kişi yaşam boyu kızamığa karşı direnç kazanır. Kızamık mikrobuna karşı doğrudan doğruya etkili bir ilacımız yoktur, ama kızamıktan korunma mümkündür. Yukarıda kızamıkla temasa gelmiş bir bebeğin geçici olarak korunmasından bahsettik. Buna pasif korunma adı verilir. Kızamıktan aktif olarak korunma ise kızamık aşısı ile mümkündür. Daha önce kızamık geçirmiş annelerden doğan bebeklerin 6-9 ay süre ile annelerinden almış oldukları geçici kızamığa özgü korunma maddeleri ile kızamığa dirençli olduklarını söylemiştik. Bu geçici koruyucu maddeler yaşamın 12. ve 13. aylarına dek azalan oranlarda devam eder. Bebeklerin kızamığa karşi aşılama zamanı ideal olarak 14. aydır. Bu aylarda Ana Çocuk Sağlığı Merkezlerimizde veya sağlık kuruluşlarında bu aşı ile aşılananlar 5 yıl süre ile kızamığa karşı direnç kazanırlar. Bu süreler içinde kızamıklı kişilerle temasları bir nevi aşı tekrarı niteliğini taşır ve korunma ömür boyu devam eder.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Çocuk Felci
By admin | Nisan 27, 2009
Çocuk Felci (Pollo): Hastalık değişik tipteki virüslerle oluşur. Çocuk felcinde kuluçka devri 3-21 gündür. Çocuk felci, hastalık mikroplarını taşıyanların aksırık ve öksürükleri ile saçtıkları damlacıklarla hastalığın ilk 7 gününde, gaita ile 3-4 haftalık sürede bulaşabilir.
Hastalık aile, yakınları ve hekim tarafından ancak sinir sisteminin tuttuğu ve felçlerin oluştuğu şekillerinde şüphelenilebilir ve tanı konabilir, kesin tanıya ancak boğaz sürüntüleri, kan, beyin-omurilik sıvısı ve gaita tahlilleri sonucunda varılabilir. Hastalık bazı kas ve kas gruplarının zafiyeti ve simetrik felçlerle ortaya çıkar. İdrar tutukluğu, kakaya çıkmada gecikme, karında şişlik, huzursuzluk, dalgınlık, sık solunum, ağız etrafında morarma gibi belirtiler dikkati çeker. Felçler en çok boyun karın, gövde, göğüs, kol ve bacakdaki kas gruplarındadır. Çocuk felcinin en ağır şekli özellikle yaşamın ilk yılındaki bebeklerde rastlanan solunum merkezini ve kafa sinirlerini tutan şeklidir.
Virüsle oluşan birçok hastalıklarda olduğu gibi çocuk felci etkenini elimizde etkileyecek bir ilaç yoktur. Hiçbir antibiyotik polio virüsünü öldürmez. Hastalık başladıktan sonra da immun globülinlerin de bir etkisi yoktur. Bu nedenle çocuk felcinde sağıtmadan çok, korunma ve bakımdan söz edilecektir.
Felçsiz ve hafif felçli bebeklerin bakımı ev koşullarında yapılabilir. Solunum merkezinin tutulduğu ağır felçli vak’alar kesinlikle hastanelerde yakın ve yoğun bakıma gerek gösterir. Kas gerilmeleri ve ağrılı ağrı kesici, sıcak kompresler, banyolar ve kas masajları ile giderilebilir.
Ağır felçli bebekler hastanelerde, çocuk hekimi; anestezi, fizyoterapi ve ortopedi uzmanları ve aile ile iyi bir uyum içinde sabırla bakım ve takibe alınmak zorundadır. Tüm olanakların seferber edilmesine karşın felçlerle ortaya çıkan çocuk felci hastalığı az veya çok çocuklarımızı ömür boyu sakat bırakmaktadır. Bu hastaların bakım ve takipleri aileye, ülkemize büyük ekonomik ve ruhsal yükümlülükler vermektedir.
Bu nedenle kızamık, boğmaca, difteri, tatanoz, tüberküloz gibi bu hastalığı da ülkemizden arındırmak ancak 2. ayını bitiren bebeklerinizi belli aralıklarla aşılatmakla olağandır. Aşılama programlarına katılmak, hem ailemiz için hem de toplumumuz İçin kaçınılmaz, zorunlu bir görevdir. Tüm aşılar Ana ve Çocuk Sağlık Merkez ve şubelerinde, Sağlık Ocak ve merkezlerinde Devletimizce ücretsiz olarak yapılması sağlanmıştır.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Yenidoğan bebek tatanozu
By admin | Nisan 27, 2009
Yenidoğan bebek tatanozu nasıl bir hastalıktır, korunma yolları nelerdir?
Elverişsiz koşullar altında yapılan doğumlar sonucu yaşamın ilk haftasında görülen bir hastalık da “tatanoz” (Kazıklı humma)’dır. Ülkemizde kırsal alandaki ev şartlarında, hatta tarlada kendikendine yapılan doğumlarda ve göbek bakımına gerekli önemin verilmemesi sonucu ortaya çıkar. Bu yörelerimizde doğumda göbek kesiminde kaynatılmamış bıçak, makas, jilet, göbek bağı kullanılması, örf ve adetler sonucu bebeğin toprağa sarılması, tatanoz mikroplarının göbek kordonundan vücuda girmelerini ve hastalığın oluşmasına yol açmaktadır.
Tatanoz mikrobu oksijensiz ortamda üreyen bir mikroptur. Difteri mikrobu gibi girdiği yerde toksin adı verdiğimiz zehirini oluşturur. “Tetanospazmin” adı verilen zehir sinir sistemine ulaşarak hastalık tablosu ortaya çıkarır. Tatanoz mikrobu, toprakta, nemli yerde, özellikle gübre içinde, ısıya dayanıklı olarak, özel şekilde bulunur. Kişiler yaşamlarının her evresinde eğer aşılı değillerse tatanoza yakalanabilirler. Tatanoz’un en ağır şekli yenidoğan evresinde kısa kuluçka devirli göbekten bulaşla olanıdır. Mikropların vücuda girdikten sonra, belirtilerin ortaya çıkmasına kadar geçen süreye kuluçka devri adı verilir. Bu süre tatanozda 5-14 gündür. Bu devre 1 gün kadar kısalabilir veya 3 haftaya kadar da uzayabilir.
Yenidoğan bebeklerde tatanozun ilk belirtisi, annenin de dikkatini çeken bebeğin memeyi almaması, meme başını sıkmasıdır. Diğer belirtiler arasında huzursuzluk, ateş, ağızda büzülme, çenede, ense ve sırt kaslarında, karında sertlik ve kasılma olur. Bebek kasılma nöbetlerinde morarır, tahta gibi sertleşir. Bebekler her türlü uyarana ses, ışık, dokunmaya karşı aşırı duyarlıdır. Sonunda kasılmalar artar ve morarma görülür. Bacaklar dümdüz eller yumruk halinde sıkıtıdır. Yüz kaslarında gerilme ve kasılma, ağız köşelerinde ve alındaki çekilmelerde, yüz özel bir görünüm alır. Buna tıp dilinde (Risus Sardonicus) adı verilir. Adale kasılması hastalığın şiddetine göre belli aralıklarla gelir. Yenidoğan tatanozu bugün bütün çabalara ve geliştirilmiş yöntemlere değin, sağıtması son derece pahalı, zahmetli, özel yoğun bakım ünitelerine gerek gösteren, yetişmiş eleman isteyen bir hastalıktır. Buna rağmen bebeklerin hayata dönmesi % 45-60 oranında gerçekleşebilmektedir.
Toplumlarda yenidoğan tatanozunun görülmesi o toplumun gelişme çizgisindeki yerini göstermede bir ölçüt olarak kabul edilebilir. Sosyo-ekonomik yönden gelişmiş, annelerini eğitebilmiş, sağlık hizmetlerini toplumun her kesimine yayabilmiş, doğumların % 80-90′ını eğitilmiş sağlık personeli elinde yapma olanağını sağlamış, yaşamın ilk 2 yılında Difteri-Boğmaca-Tatanoz, Kızamık, Çocuk Felci ve Tüberküloz aşılarının tamamlatabilmiş ülkelerde yukarıda sözü edilen hastalıklar çok azalmış, ya da tamamen toplumlarından arındırılmıştır.
Yenidoğan evresinde bugün ortalama 30-35 günlük bir sağıtmanın maliyeti 3.5-4 milyon Liraya malolmaktadır. Ülkemizde yenidoğan evresindeki tatanozlu bebeklerin sık görüldüğü yörelerde anneleri hamileliklerinin 4. ayından sonra İki defa aşılamakla elverişsiz koşullarda yapılacak doğumlarda bebeklerin tatanoza yakalanmalarını bu evrede önlemek mümkündür. Bir tatanozlu bebeğin sağıtmasına harcanacak mail güçle 3-4 köy halkının hamilelerini İki defa aşılamak olanağı vardır.
Bu yöntemle bebekler koşullar ne olursa olsun, annelerinden geçen geçici bağışıklık nedeniyle, yaşamlarının ilk 40 gününde tatanoza yakalanmayacaklardır. Ancak 6. ve 8. haftadan sonra bu bebekleri yine üçlü (Difteri-Boğmaca-Tatanoz) aşısı ile bir ay ara ile üç defa aşılamak ve bir yıl sonra tekrarlamak suretiyle özellikle ileriki yaşamlarında bu hastalıklara dirençli olmaları sağlanmış olacaktır.
Topics: Bebek ve Çocuk Sağlığı | No Comments »
Bebek neden morarır?
By admin | Nisan 27, 2009
Yaşamın ilk yılında anne-baba ve hekim yönünden en önemli sorunlardan biri de bebeklerde izlenen morarmalar (siyanoz)dır.
Morarma; geçici veya devamlı olarak kirli kan miktarının artmasından olur. Yenidoğan bebeklerde en sık görülen morarma hali ağlamalarda görülendir. Tamamen fizyolojik ve zararsız olan bu durumda bebeği ağlatan nedeni gidermek, sıkan giysilerini açmak, rahat solunum yapmasını gidermekle çözülür.
Aniden ortaya çıkan morarmalarda, sebep ağız yolu ile alınan besinlerin ya da kusmukların solunum sistemine kaçmasıdır. Bu halde derhal bebeği başı aşağı gelecek şekilde çevirmeli, sırtına hafif hafif darbelerle solunum sistemine kaçmış yabancı maddelerin çıkmasına yardımcı olunmalıdır. Sonuç alınmıyorsa, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
Solunum yollarına kaçan sıvı, kusmuk, besinlerin uyarıcı etkileri ile oluşan öksürükler, genellikle yabancı maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olur. Fakat soluk borusunun ses tellerinin altına inmiş katı yabancı cisimlerin kendiliğinden öksürüklerle dışarı atılması her zaman olası değildir. Katı yabancı cisimlerin daha aşağı inerek solunum yolunu tam tıkamaları bebeğin hayatını yitirmesine sebep olur. Bu nedenle özellikle yaşamın 6. ayından sonra, bebeğin erişebileceği yerlerde bu sorunu yaratacak cisimleri bırakmamak gerekir. Fasulye, nohut, leblebi, kavun ve karpuz çekirdekleri, düğmeler, bilyeler, paralar ite oynayan bûyûk kardeşler, küçükler için büyük tehlikedir.
Yaşamın ilk aylarında morarma yapan nedenler arasında kalp ve damar sisteminin doğmalık anomalileri sonucu, daha önce sözü edilen kirli kanla temiz kanın karıştığı hallerdir. Ayrıca virüs dediğimiz mikropların yol açtığı kalp adalesinin, iltihabi olan myokarditler ve genellikle ağır akciğer ihtihap-lanmalarında, zatürrelere eşlik eden kalp yetmezliği halleri; kalp çarpıntısı, morarma ve karaciğerde büyüme ile ortaya çıkar. Bu durumlar ancak çocuk hekimi ve onun belirleyeceği hastalığa özgü testler ve laboratuvar araştırmalarıyla belirlenebilir. Çoğunlukla hastane koşullarında sağıtmaya ve bakıma gerek gösterir.
Topics: Sağlık Bilgileri | No Comments »
Tüberküloz
By admin | Nisan 27, 2009
Tüberküloz nasıl bir hastalıktır?
Yaşamın ilk yılında solunum sistemini tutan diğer bir hastalık da veremdir (Tüberküloz). Veremde bulaş kaynağı anne-baba ya da aile yakınlarından biridir. Hayatın erken evrelerinde vereme yakalanmış bebekte hastalık, erişkinlerin aksine mevzii olarak kalmaz, tüm akciğere darı taneleri gibi saçılma, serpilme gösterir. Bu halde hastalık sadece akciğerlerde değil, kan yolu ile beyin zarlarına da ulaşır, (Menenjit Tüberküloza) neden olur.
Bu nedenle, doğumdan hemen sonra yaşamın ilk haftasında (3. günde) ilk yapılacak aşı verem aşısıdır (BCG). Veremden korunma ancak BCG aşısını geciktirmeden yaptırmakla mümkündür. Bir çok hastalıkta olduğu gibi korunma kolay, ucuz ve zahmetsizdir. Sağıtma zor, pahalı, külfetli ve her zaman kesin, yüzdürücü sonuç olmak garantisi de yoktur.
Solunum sistemi hastalıkları arasında akciğerlerin zarlarının hastalıkları da önemli bir yer tutar. Genellikle akciğer zarlarına ulaşan çeşitli mikroplar “Plörlzl” denilen hastalığa neden olur. Bu hallerde bu zarların kayganlığı azalır, iki zar arasına sıvı toplanır. Solunum güçleşir. Bebeklerin ateşleri yükselir, ağız etrafında solukluk, morarma ve yüzde ızdıraplı hal izlenir. Kesin tanı çocuk hekimi tarafından röntgen yardımı ile konur. Genellikle sağıtma hastane koşullarında olasıdır.
Akciğer zarları arasına hava sızmaları da bebekler için ciddi bir durumdur. Çoğu kez ani solunum güçlüğü ve morarma ile ortaya çıkar. Bu durum bir akciğer hastalığı sırasında, ya da şiddetli öksürüklerle olabildiği gibi, aniden de ortaya çıkabilir. Burada gözden kaçmaması gereken bir durum da, solunum sisteminde aniden ortaya çıkan, öksürük, morarma, solunum güçlüklerinin açıklığa kavuşmasında vakit geçirmeden bir çocuk hekimine başvurmanın önemidir.
Topics: Sağlık Bilgileri | No Comments »
Zatürre
By admin | Nisan 27, 2009
Bronkiollt-Bronkopnömoni (Zatürre) nasıl bir hastalıktır?
Bronkiolit; yüksek ateş, artan solunum güçlüğü ve morarma ile seyreden bir hastalıktır. Gittikçe küçük solunum yollarının artan şişmesi, hava yolunun daralmasına ve akciğerlere havanın girip çıkmasına engel olur ve solunum güçleşir; hırıltılı solunum vardır. Hava açlığı ve morarma başlar. Bebeğin burun kanatlarında ve kaburgalar arasında açılıp kapanma ve çekilmeler solunum derinliğini artırıcı çabalardır.
Bu durumda tedavi (Sağıtma) genellikle destekleyicidir ve hastane koşullarında, oksijen, buhar ve solunum yollarını gevşetici yöntemlere gerek gösterir.
Halk arasında “Zatürre” denen hastalık çeşitli mikropların üst solunum yollarından akciğerlere ulaşarak burada oluşturduğu iltihaplanmaya verilen addır. Buna tıp dilinde “Bronkopnömonl” diyoruz. Bronkopnömoni, ateş, öksürük, iştahsızlık, kusma ve halsizlikle başlar. Bazen hafif seyreder. Erken tanı konalan hallerde 7-10 günlük bir sağıtma ile şifaya ulaşır. Bazen de pnömoniyi oluşturan mikrobun cinsine ve akciğerlerde iltihabın yaygınlığına göre hastalık uzar; tabloya kalp yetmezliği de eklendiği olur.
Topics: Sağlık Bilgileri | No Comments »